Yeni Mezunların Mülakat Süreçleri

Üniversiteden mezun oluyorsun ve yeni bir iş arıyorsun. Onlarca, yüzlerce mülakata girip çıkıyorsun. Referans istiyorlar, çalışmadım ki nereden referans vereyim diyorsun. Tecrüben var mı diye soruyorlar iş görüşmesinde, kızıyorsun / öfkeleniyorsun. Yeni mezun olmuşum nereden iş tecrübem olsun diyorsun…

Kafanı yiyiyor bu sorular, cevap bulamıyorsun. Sorununun karşı tarafta olduğuna inandırıyorsun kendini. Aradan uzun süre geçince pes etme noktasına geliyorsun.

Bu noktaya geldiyseniz iğneyi kendinize batırın. Sevdiklerinizle bir Cafe’de otururken dönen iş arama muhabetlerinde gerile gerile “iş yok” demeyin.

İş var elbette, hem de o kadar çok iş var ki .

İş bulma ve arama süreci elbetteki sancılı bir süreç. Kabul ediyorum.

Yeni iş arama sürecine girmiş genç arkadaşlarım. Mülakatlar streslidir. Hele ki ilk ise…

Ama stresinizi kontrol altına almadığınız ve kendinizi iyi ifade edemediğiniz noktada işverenlere pasif, pısırık bir görüntü sunuyorsunuz. Kendini bile anlatamayan bir profil çiziyorsunuz.

Karşı tarafa kapalı bir kutu sunuyorsunuz. Ya açacak ya da ne uğraşacağım diyip kutuyu bir kenara atacak.

Görüşmeler de kendinizi iyi anlatmanız, kendinizden emin olmanız, güçlü konuşmanız, kendinizi iyi tanımanız yeterli aslında.

İşverenler referans ve iş tecrüben var mı diye neden soruyorlar ki , yeni mezun olduğumu görmüyorlar mı ? diye soruyor musun hala.

Hadi bakalım, neden soruyorlar öğrenelim…

Referansınız var mı ?

Elbette ki referansınız var. Yeni mezunsunuz, karşı tarafda bunun farkında pekala. Üniversiteden hocanızını referans olarak paylaşmayı düşünebilirsiniz mesela.

İş Tecüben var mı ?

En gıcık olduğum soru bu. YENİ MEZUNUM ben… Neden anlamıyorsun ?

Anlıyorum, biliyorum tabi ki yeni mezun olduğunu da. Yeni mezun demek iş tecrüben olmamasının önünde bir engel değil ki . Henüz 2.sınıfta olup STK’lara üye olup koşturanlar mı dersin, okul çıkışlarında garsonluk, anketörlük, host/hosteslik, veri giriş elemanı vb. gibi günlük veya part-time çalışanlar mı … Senin dışındaki yeni mezunların da iş tecrübesi olmadığını mı düşünüyorsun ?

Çalışmaktan gocunmayan gençlerin, mezun olduktan sonra çok daha ayağı yere sağlam basan insanlar olduğunun farkında işverenler. Bundan dolayı üniversitede okurken kendini gerçek iş dünyasına hazırlayan, para kazanmanın nasıl bir duygu olduğunu bilen gençleri arıyorlar genelde.

EE tamam da ya iş tecrübem yoksa ? Okulumda derslerimi iyi tutmak için çok çalıştım. Vizeler, finaller, tez derken çalışamadım mı diyorsun ? O zaman mülakatta kendini çok daha iyi ifade etmen, herkesten çok daha iyi hazırlaman, karşı tarafa yeteneklerini çok daha iyi göstermelisin. Sence gösteriyor musun ? Evet mi ? … Peki harika.

Şimdi işveren senle hemfikir mi sence ?

Eğitimli Çocuk Bakıcıları ve Güvenilirlik

Yaklaşık 6 yıldır çocuğu olan ailelere eğitimli çocuk bakıcısı veya oyun ablası/abisi bulmaları konusunda yardımcı oldum. Bu süreç’te aileler tarafında ki en önemli soru işareti her zaman “Güvenilirlik” oldu. Sonuçta canınızdan bir parça olan evladınızı hiç tanımadığınız birine bırakmak zorunda kalıyordunuz. Elbette o kişinin, ne kadar güvenilir olduğu, neyin nesi olduğunu bilmek en doğal hakkınız. Sonuna kadar katılıyorum.

Bu yazımda çocuğumuzu emanet edeceğimiz doğru kişiyi bulmak için neler yapabiliriz, bunun üzerinde duracağız.

1-) Çocuğunuzla ilgilenecek kişi mutlaka üniversite öğrencisi ve/veya mezunu olsun,

Hepimiz üniversite okuduk ve üniversite de okurken hem hayata çabuk alışmak hem de harçlık kazanmak istedik.  Lise döneminde ciddi fedakarlıklar yaparak bir üniversiteye yerleştik. Kendini geliştirmiş, en az bir yabancı dil bilen, yurt dışı görmüş, herhangi bir spor/müzik konusunda yetenekleri olan ve bu konularda bilgili bir gencin çocuğunuzla ilgilendiğini düşün. Müthiş birşey.

2-) En az 2 Üniversite hocasından referans talep edin.

Bulduğunuz bu kişiyi bir de başkalarından dinlemek lazım. Burada referansı, özellikle üniversite hocalarından istemenizi öneririm. Çünkü diğer türlü  Ahmet/Ayşe gibi isimler ile bir GSM numarasını arayarak, referans almanın hiç bir geçerliliği yok bence. Çünkü doğruluğu yok böyle referansın. Üniversiteli gençten, kendisine referans olabilecek, kendisiyle ilgili bilgi alabileceğimiz 2 üniversite hocasının sabit telefonunu talep edin. GSM numarası değil, sabit telefonu. Bu numaranın mutlaka o üniversite ait resmi bir numara olduğunu da araştırdıktan  ve referans alacağınız üniversite hocalarının o üniversite olduğunun da araştırmasını yaptıktan sonra görüşeceğiniz üniversite hocasından gönül rahatlığıyla bilgi alabilirsiniz.

3-) Öğrenci belgesi/mezuniyet belgesinin  mutlaka bir kopyasını alın,

Elimizde üniversiteli olduğuna dair resmi bir belgemiz de olsun 🙂

4-) Sabıka kaydı talep edin,

Herhangi bir vukatı olmuş mu diye öğrenmek açısından istememizde yarar var.

5-) İkematgah talep edin,

Olabilecek herhangi bir durumda üniversiteli gencin yerini bilmek son derece önemli.

6-) Mümkünse ailesiyle görüşün,

Son olarak da eğer mümkünse üniversiteli gencin ailesiyle görüşmenizde de ciddi fayda var. Bunun için özellikle annesiyle görüşmelisiniz. Kardeşim, abim vb. gibi kişilerle görüşmenizi tavsiye etmiyorum. Bu sayade kişinin nasıl bir ailede yetiştiğini de görme imkanınız olur.
Ailesinin oturduğu yer ile üniversiteli gencin okuduğu yer farklı illerde olabileceğinden bunu çok şart koşmak istemedim.

Twitter : http://twitter.com/ugurakkus

 

Not : Bu yazı, 6 yıllık deneyimlerim doğrultusunda yazıldı. Başka yerde yayınlarken/paylaşırken lütfen kaynak kullanın.

Ege Çağlar’a Eğitimli Çocuk Bakıcısı

Ege Çağlar ile ilgili daha önce burada bir yazı paylaşmıştım sizinle. Buraya tıklayarak yazıma ulaşabilirsiniz.

Şimdi farkettim ki epey ihmal etmişim ege yi 🙂 Ege şu an’da 3 yaşında ve toraman gibi oldu maşallah 🙂

Yaklaşık 2 ay önce Unisbul.com üzerinden Galatasaray Üniversitesinde yüksek lisans yapan bir abla bulduk ve onunla çok keyifli vakit geçiriyor. Öyle ki oyun ablası ile vakit geçirirken beni bile tanımıyor köfteor 🙂

Birlikte neler mi yapıyorlar ?

  • Evin içinde körebe oynuyorlar 🙂
  • Birlikte parka gidiyorlar,
  • Oyun ablamızın yanında getirdiği eğitim materyalleri ile gelişimine katkı sağlayacak oyunlar oynuyorlar,
  • Birlikte ingilizce şarkılar eşliğinde oyunlar oynuyorlar,
  • Ablamızın hareketlerini dikkatle izliyor ve davranışlarında ona benzemeye çalışıyor

Eğitimli Çocuk Bakıcısı diye tabir ettiğim üniversiteli ablaların çocuğa olan katkıları gerçekten inanılmaz. Sonuçta belli bir çaba ve başarı göstererek üniversiteye yerleşmiş binlerce genç var. Hem harçlığını kazanmak hem de kardeşi gibi seveceği, kendisini sürekli izleyen ve örnek alan bir kardeşinin olması onlar için de çok güzel bir tecrübe ve anı.

Ege’nin şu an ki resmi 🙂

ege_calar

Eğitimli Çocuk Bakıcısı ile hayatınızı kolaylaştırın !

Bir ebeveynin, hayattaki en değerli varlığı şüphesiz ki çocuklarıdır. Çalışan anneler için hamilelik ve sonrası oldukça çetrefillidir ve çoğu anne işini bırakmayı bile düşünebilir.

İş hayatında başarı merdivenlerini tırnaklarıyla kazıyarak gelen annelerin, kariyerlerini bir köşeye itip bu düşünceyi akıllarından geçirmelerinin sebebi ne olabilir ? dersiniz. Annelerimizin bu konuda birçok sebebi olduğuna eminim, ancak benim gözlemlediğim çocuklarını emanet edecekleri birilerini bulamamaları. Canından can olan, o dünyalar güzeli çocuğuna kim kendisi kadar iyi bakabilir ki ?

bebek bakıcısı,çocuk bakıcısı

Aslında Amerika’da aileler çocuklarını “BabySitter” lara emanet ederek, hem dışarda keyifli/kaliteli vakit geçiriyorlar hem de işlerine gönül rahatlığıyla gitme imkanı buluyorlar.

Ancak bizim annelerimizde aidat duygusu o kadar yüksek ki çocuklarını başka birine emanet etme düşüncesi bile çoğu annemizi korkutabiliyor.   Annelerimizin bu korkusuna, Unisbul.com olarak 5 yıldır büyük bir hassasiyetle yaklaşarak çözüyoruz.

Şöyle düşünün, üniversitede okuyan pırıl pırıl bir genç, en az 1 yabancı lisanı var ve üniversitede okurken hem çalışmak hem de hayata çabuk alışmak istiyor.  Üstelik kardeşi gibi seveceği bir ufaklıkla ilgilenmek, hem üniversite hem de  hayattaki bilgi ve deneyimini en iyi şekilde ona aktarmak için sabırsızlanıyor. İşte size  Eğitimli Çocuk Bakıcıları, hem de Üniversiteli :)

Eğitimli Çocuk  Bakıcıları, evinizin temizliği ile ya da giysilerinizin ütüsüyle ilgilenmez. Yemek yapmaz ama hazır olan yemeği ısıtıp çocuğunuzla birlikte afiyetce  yiyebilir :)   Sadece çocuğunuza odaklanır, onunla kaliteli ve verimli nasıl vakit geçirebilir, bunun üzerinde kafa yorar. Yeri gelir birlikte yüzmeye, bisiklete binmeye, sinemaya da gider, yeri gelir oyunla ingilizce de öğretir. Ama tek derdi tasası üniversiteli ablası/abisi olarak kardeşine nasıl katkı sağlayabileceğidir.

Siz de çocuğunuzu birine emanet etmekten korkuyorsanız arayın beni, korkularınıza nasıl çözüm bulabiliriz konuşalım. En nihayetinde pırıl pırıl üniversiteli gençlerimize, geleceğin pırıl pırıl üniversiteli gençlerini emanet etmenin çok ama çok katkılarını gördüğünüzde korkularınızın yersiz olduğuna hemfikir olabiliriz.

Uğur Akkuş
Unisbul.com Kurucu Ortağı
0216 330 00 28
Ugurakkus.com

ŞÜKRİYE TEYZE’LER OUT, OYUN ABLALARI-ABİLERİ İN

Geçmişe, çocukluğunuza doğru bir yolculuk yapsak… Neler kimler var anılarınızda? Elbette ki ailemiz, arkadaşlarımız, oyunlarımız, oyuncaklarımız ve yardımsever komşularımız…Eğer çocukluğunuz 90’lı yıllarda geçti ise, anneniz iş kadını yada ev hanımı hiç fark etmez, başı sıkıştığı anda imdadına yetişen, sizin bakımınızı üstelenen bir yardımsever komşunuz olmuştur.

Ah Şükriye Teyze; apartmanımızın demirbaşı, kısacık boyu, buruşuk yüzü, elinden düşürmediği sigarasıyla annemin kurtarıcısı. Geçmezdi Şükriye Teyze ile paylaşılan gün: Oyun oynamaz, masal anlatmaz, başı ağrır, gürültü yaptırtmaz. Bir de ağzından düşürmediği o sigarası öyle pis kokar ki..

Şimdilerde çocuğunuzu bırakacak kadar güvenilir komşuluklar yok. Bir de artık ebevenyler daha bilinçli. Hem çocuklarının boş bir gün geçirmemelerine dikkat ediyorlar, hem de kötü örnek teşkil edebilecek zararlı alışkanlıkları bulunan yetişkinler ile bir arada bulunmalarını engelliyorlar. Bazı ebevenyler ise geç olsa da bu bilince ulaşabiliyor…

Her hafta sonu olduğu gibi bir hafta sonu da okul arkadaşlarımız ile toplandık. Uzun süredir aramıza katılamayan canım arkadaşım Ayla da aramızdaydı. Biraz sitemkar bir şekilde nerelerdesin Ayla? Hafta sonu buluşmalarımıza hiç katılmıyorsun demekten alıkoyamadım kendimi. O da pek bir dertliymiş bu durumdan, başladı anlatmaya… Kızı Ada’ya istedikleri gibi bir bakıcı bulamamışlar meğersem. ‘Bütçemizi sarsmayacak ücretlere bu hizmeti verenler, Ada’nın eğitimine katkısı olamayacak seviyede adaylar… Eğitimliler de var tabi ki ama öyle bir ücret belirtiyorlar ki duysanız dudağınız uçuklar.. Şimdi de anneannesine bıraktım, çok bunaldım. Kendime hiç vakit ayıramıyorum kızlar.” Dikkatlice baktım da gözlerinin altındaki mor halkalardan belli oluyordu Ada’nın onu ne kadar yorduğu..

Didem dedim kendi kendime işin seni her yerde buluyor… Ayla’cığım beni iyi dinle senin ilacın bende.. Bundan sonra dostluğumuzu, müşteri ilişkisi ile pekiştiriyoruz. Bizim Unisbul.com’dan sana tam da aradığın gibi bir bakıcı buluyoruz.. Ayla’yı o kadar uzun zamandır görmüyordum ki nerede çalıştığımdan bi haberdi. Unisbul.com….

Bir internet sitesi, yurt dışından bildiğimiz saatlik bakıcı (baby-sitter) hizmetini Türkiye’ye getirmiş. Üstelik marka haline gelmiş, Kariyer.net’in iştirakı bir firma…Sitenin ünvanı Unisbul.com. Site üzerinde sadece üniversite öğrencileri ve yeni mezunlar yer alıyor. Bu kriterin doğruluğunu ise, adaylardan öğrenci belgelerini ya da mezun olduklarını kanıtlayan bir belgeyi temin ederek sağlıyorlar. Ailelerin
yani Ayla’cığım senin, ilk aşamada yapman gereken şey, Uzman Müşteri Temsilcisi ile irtibata geçip aradığın kriterleri iletmen. Bunlar aradığın oyun ablası hangi günlerde, hangi saat aralığında çocuğunla ilgilensin istiyorsun, hangi üniversitede, bölümde okusun,
oyun ablasından istediğin sertifikalar, çocuğuna vermek istediğin eğitim programlarına kadar çalışmak istediğin oyun ablasında sahip olması gereken nitelikler.

Ve Uzman Müşteri Temsilcisi tarafından ilanın oluşturulup sitede yayınlanmaya başlıyor. Canım arkadaşım Ayla’nın en çok da başvuruda bulunan adaylar üzerinden karar verirken zorlanacağına eminim. ”Adaylar birbirinden mükemmel, başarılı, en iyi üniversitelerde, en iyi bölümlerde eğitim gören, binlerce genç beyin…Gerçekten zor bir karar… Gel de karar ver Ayla’cığım”

İnternet üzerinden sitemizi inceleyebilirsin. Sitede 100.000’den fazla aday kayıtlı. Hepsi de cevher gibi. Siteye kayıtlı adayları üniversite, okudukları bölüm, hatta pek çok kriter üzerinden filtreleme yolu ile inceleyebiliyorsun.

Mesela Ada’nın büyüyünce Doktor olmasını istiyorsun diyelim, aradığın bakıcıyı tıp öğrencileri üzerinde seçip, Ada’ya örnek olabilecek bir bakıcı ile çalışabilirsin. Ya da Çocuk Gelişimi Öğrencisi bir bakıcı da bulunmaz bir fırsat olabilir senin için. Aynı zamanda adayların yabancı dil bilen, sanatsal faaliyetlerde bulunan, sporun çeşitli dallarıyla uğraşan gençler olduğunu da düşünürsek, Ada’nın eğitiminde ne büyük
rolleri olabileceğine sen karar ver.

Lafım bittiğinde Ayla’nın gözündeki mutluluğu görebildim. Bu fırsatı hiç kaçırır mı Ayla’cığım. “Didem hemen unisbul.com’un numarasını paylaş. Ada’ya biran önce Oyun Ablası bulalım…”

Bunları konuştuğumuz hafta Müşteri Temsilcilerimizden biri ile irtibata geçip ilanını vermiş bile. Hafta bitmeden aradı beni. Hizmetten çok memnun kalmış. Bu kadar kısa sürede nasıl oluyor da bu kadar çok başvuru aldı ilanım inanamıyorum. Müthiş bir hizmet sunuyorsunuz.
Bu hafta adaylar ile yüz yüze mülakat gerçekleştireceğim ama haftaya kesin buluşuyoruz…

Ve arkadaşım artık kendisine daha çok vakit ayırabiliyor. Ada ise kısa zamanda Oyun Ablası Selin’e alışmış bile. Bunları duymak beni gerçekten çok mutlu etti. Hem artık Ada daha kalite zaman geçiriyor. Oyun Ablası Selin ile biz de canım arkadaşımız Ayla’yı daha sık görebiliyoruz.

Sözüm o ki; çalışan ebevenyler ya da kendine vakit ayırmak isteyen ev hanımı anneler. Siz evde yokken gözünüzün arkada kalmamasını istiyor, hem de çocuğunuzun bu yaşlarda vakit geçireceği her bir bireyi örnek alacağının bilincinde iseniz, Unisbul.com
vermiş olduğu bu hizmetle çocuğunuzun keyifli, eğitici, güvenli dakikalar geçirmesini sağlıyor.

Ve siz anne babalara bir hatırlatmam daha olacak. Her yaştan çocuğunuza, oyun ablası, abisi-etüt ablası, abisi hizmetinden yararlanabiliyorsunuz.

Siteye ulaşabileceğiniz İletişim bilgileri:

www.unisbul.com
info@unisbul.com
(0216 ) 330 00 28

Didem EVNİ

Benim hiç oyun ablam olmadı…

Çocukluk öyle bir dönem ki , dün ne yediğimi sorsanız muhtemelen hatırlamayacağım ama çocukluğunu anlat deseniz ilk gün ki  gibi canlı anlatabilirim size.

Mesela ilkokuldayken teneffüs zilinin çalmasını dört gözle beklerdim. Zil sesini duyar duymaz adeta birbirimizi ezercesine bahçeye doğru koşardık. Daha sonra kola kutusunu ezer ve ilk vuruşu yaparak maçı başlatırdım 🙂
Maçın bitişini ise  zil sesi belirlerdi, yine koşarcasına sınıfa giderdik.

En son zil sesini ise pek sevmezdim. Çünkü eve dönüş demekti en son çalan zil. Evde genellikle sıkılırdım. Çünkü annem çalışıyordu ve yaşlı bir komşumuza emanet etmişlerdi beni.  Doyasıya koşmak, dışarda eğlenmek, güldürülmek istiyordum ama yaşlı komşumuzla pek de mümkün olmuyordu bu.

Anne ve babanın çalıştığı bir ortamda, benim zamanımda sizi ya anneannenize/babaannenize  yada komşunuza emanet ederlerdi. Bir çocuk oynamak, güldürülmek / gülmek, doyasıya yaramazlık yapmak, koşmak, bisiklete binmek, top oynamak ister. Ancak yaşça kendisinden çok çok çok büyüklerin yanında bu pek de mümkün olmaz.

Bundandır ki şimdilerde ise ebeveynler çocuklarını pırıl pırıl üniversiteli gençlere emanet ediyorlar.  Çocukları için 1-2 yaşından itibaren, üniversiteli abla arayışına giriyorlar.

Düşünebiliyor musunuz , Boğaziçi Üniversitesinde okuyan İngilizcesi müthiş, sıcakkanlı, eğlenceli  bir üniversiteli abla çocuğunuzla keyifli vakit geçiriyor.

3 gün önce bir firmada yönetici olarak çalışan bir anne beni aradı. Evinde 2 yatılı bakıcısı varmış ancak çocuğunun kişisel gelişimine/eğitimine yeteri kadar etkili olamadıkları için üniversitede okuyan bir abla arayışına girdiğini söyledi. Bu abla çocuğumla ilgilenmek dışında hiç bir şey yapmayacak, sadece çocuğumla güzel ve kaliteli bir zaman geçirsin yeter dedi.

Öğrenciler için müthiş bir fırsat. Düşünsenize hem okumaya devam edecek, hem de ev ortamında tatlı mı tatlı bir çocukla eğlenceli vakit geçirecekler. Hem de harçlık kazanacaklar.

Üstelik büyük bir firmada yönetici olarak çalışan annenin çocuğuyla ilgilenmek, ona ilerisi için de bir iş fırsatı yaratabilir.

Rekabetin her gün arttığı, iyi olmanın değil daha iyi olmanının yeterli olduğu ve global düşünenin ayakta kalabildiği bir dünyadayız.  Aileler de doğal olarak çocukları için en iyisini istiyorlar.

Atalarımızın çok güzel bir sözü var  “Ağaç yaşken eğilir.

Bundandır ki aileler 2 yaşına giren çocuğuyla bir üniversitelinin ilgilenmesini/vakit geçirmesini istiyorlar. O yüzdendir ki çok küçük yaşlarda İngilizce öğretmeye başlıyorlar.

http://aile.unisbul.com
0216 330 00 28

Önce çok bekleriz, sonra çok çalışırız . Peki neleri kaybederiz, hiç düşündünüz mü ?

Geçen haftalar Türkiye’de önemli başarılara imza atmış, saygın bir ticaret adamıyla aynı masadaydık. Öyle ki Türkiye’nin saygın bir çok firmasında çalıştıktan sonra kendi şirketlerini kurmuş ve kendi sektöründe birer marka haline getirmiş hepsini. Bizimle o eşsiz deneyimlerini tam 3 saat hiç durmadan paylaştı ve biz de tüm radarlarımız açık dinledik.  Günün sonunda konuşmasını bitirdiğinde çok etkilenmiştim. Bu yazım da bu konuşmanın etkisinde olacaktır, haberiniz olsun.

Üniversiteden mezun olduktan sonra ufak bir azınlık çok para kazanma, insanlığa faydalı şeyler yapma, zengin olma hayaliyle  ticarete atılır. Diğer tarafta çoğunluk olanlar ise prestijli, “ kurumsal ” bir firmada iyi bir maaşla çalışmak ve orada yükselmek hayali kurar.

Hayallerin ortak planı, güzel bir gelecek, daha iyi bir yaşam ( biz elde ettikçe sürekli artacaktır), ailemizle birlikte geçirebileceğimiz daha rahat bir hayattır aslında.

Bu hayalimizin  peşinden gitmek için neler yapmayız ki ? Gecelere kadar çalışır, gelecek güzel günleri düşünür, bunun için  daha çok çalışır dururuz.  Kimimiz hiç riske atmayayım kendimi , devlete kapağı atıp sabit maaşımı alırım düşüncesindedir. Bunun için gecesini gündüzüne katar KPSS çalışır, çalışır, çalışır. Hadi kazanır KPSS’yi, bu seferde atanmayı bekler, bekle gülüm bekle !!!

Kimisi bankaya kapağı atayım, ne de olsa daha kurumsallar, paramı da düzenli alırım, hem yükselme imkanı da var der ve yazılır kursa. Banka sınavlarına hazırlanmaya başlar. Çalışır, çalışır, çalışır. Sınav parasını yatırır, girer sınava. Aylar geçer, hiç bir dönüş alamaz. Bekler bekler, bekle gülüm bekle !!!

Kimisi İngilizcem çok iyi değil, ingilizcemi geliştirirsem daha rahat iş bulurum der. Ne yapar eder ailesinden 3.000 -5.000 arasında para koparır, ya work and travelle Amerika’ya ya da İngilizce kursuna gider aylarca. Yine çalışır, çalışır, çalışır. Bir sürü sınava girer ve aylar sonra İngilizce’yi de öğrendim der . Şimdi iş bulmak daha kolaydır onun için. Özgeçmişinde ingilizcesini göğsünü kabarta kabarta “çok iyi” olarak doldurur. Başlar iş ilanlarına başvurmaya. Sonra oturur cevap bekler, bekler , bekler…

Kimisi de üniversitede lisansının üzerine bir de yüksek lisans yapayım der. Malum ülkemizde bekleyen çok insan olduğu için belki yüksek lisans yaparsam beni bekletmezler der. KPDS , ALES sınavları için kolları sıvar. Çalışır, çalışır, çalışır. Sınava girer, çıkar. Sonucunu bekler, bekler, bekler. Sonuç açıklanır, bu sefer tercihini yapar. Şanslıdır, girer istediği yüksek lisansa. Yatırır parasını, okur, okur, okur. Bitirir yüksek lisansını, artık daha kolaydır iş bulmak onun için. Hiç değilse öyle sanar. Başvuruda bulunduğu iş ilanlarından cevap bekler, bekler  bekler.

Beklemelerimizin son bulduğu bir günde istediğimizi alabiliyorsak ne mutlu bize,  değmeyin keyfimize. Ohhhh istediğimiz işte çalışıyoruz sonunda !

Bitti mi  ? Bitmedi . Daha çok para kazanmalıyız artık . O yüzden terfi almak , terfi almak için de daha çok çalışıp patronun sınavından geçmeliyiz. Sınavlara alışığız ya nede olsa, bizim için sorun değildir. Daha çok çalışırsak bu sınavı da geçeriz elbette. Çalışırız, çalışırız, çalışırız. Aldıysak terfiyi demeyin keyfimize.

Gün geçtikçe daha talepkar oluruz, bir yazlık, bir kışlık evimiz olsun deriz. Çocuğumuzu çok iyi okula göndermeyi, ona çok iyi eğitimler aldırmayı düşünürüz. Sonra gecemiz gündüzümüz birbirine karışır daha çok çalışır, çalışır, çalışırız.

Çalışmak iyidir elbette, buna diyecek bir lafım kesinlikle yok olamaz da zaten. Ancak bu kadar yoğun çalışırken ister istemez birçok güzelliği kaçırıyoruz. Bu bazen çocuğumuzun kahkahaları / başarıları / başarısızlıkları / Mutluluğu/Mutsuzluğu oluyor, bazen ise kaybettiğimiz SAĞLIĞIMIZ.

Hele ki kaybettiğimiz sağlık olduğunda bunca yıl çalışıp biriktirdiğimiz paraları, bu sefer sağlığımızı tekrar kazanmak için harcıyoruz.

Birbiriyle çelişkili gibi görünen bu duruma çoğumuz ister istemez düşüyoruz.

Eee napalım yani ? Çalışmayalım mı Uğur ? soruları aklınızda belirmeye başlıyorsa, bu yazıyı baştan okumanızda fayda var.

Çalışalım, çalışalım elbet ama kendimize ve sevdiklerimize de zaman ayırmayı ihmal etmeyelim.

Hayat kısa, hayatı değerli kılabilecekler biziz.

 

 

Beni Twitter’dan da takip edebilirsiniz.

www.ugurakkus.com

Müşteri, hepimizi kovabilecek tek güçtür.

Çalışanlar sizin işinizdir ! Pazarlama planlarınızı yapan da bozan da onlardır. Büyük bir seyahat acentesinin sahibi Hal Rosenbluth, pazarlama dünyasının kitabının adıyla şaşkına çevirmiştir. : Müşteri İkinci Sırada Gelir. Öyleyse ; birinci sıradaki kim ? “Çalışanlar” demiştir.

Eğer resepsiyon görevlisi somurtkansa, garsonun canı sıkkınsa, muhasebeci telefonlara cevap vermiyorsa, o zaman müşteriler işlerini başka yerde halleder.

Önce çalışanları, samimi, bilgili ve güvenilir olmaları yönünde eğit; bu, memnun müşteriler yaratacak, memnun kalan müşteri de tekrar gelecektir.

Walt Disney “Çalışanlarınızla ilişkileriniz iyi değilse, müşterilerinizle ilişkileriniz asla iyi olamaz” görüşünü savunmuştur.

Çalışanlarına az maaş veren bir şirket, karşılığını da az alacaktır. Çalışanlarınıza yerfıstığı verir gibi ufak tefek maaşlar verirseniz, karşınızda maymunlar bulursunuz. Giden çalışanların yerini doldurmak size çok paraya mal olacaktır. Yetenekli ve motivasyonu yüksek çalışanlar bulmak ve onları elden kaçırmamak iş başarısının bir anahtarıdır.

Maaş, çalışan yönetimine ilişkin çözümün yalnızca bir parçasıdır. Şirketler, salt ekonomik makineler değil, insani ve sosyal organizasyonlardır. Çalışanların, değerli bir iş yapan ve değerli katkıda bulunan değerli bir organizasyonun mensubu olduklarını hissetmeleri gerekir.

“Kimse size işinizi garanti edemez. Sadece müşteriler size işinizi garanti edebilir.”

Konuyla ilgili Honeywell International başkanı Larry “Maaş bordrosunda kaç kişi olacağına karar veren yönetim değildir. Bu kararı veren müşterilerdir.” sözüyle aynı mesajı veriyor.

“Şirket için iyi olan nedir diye düşünmeyin – Müşteri için iyi olan nedir diye düşünün”

(*KOTLER Philip, A’dan Z’ye Pazarlama – MediaCat 9. Baskı 2010)

Ağızdan ağıza reklam

Hiçbir reklam veya satışcı, sizi, bir ürünün faydalarına, bir dost, bir yakın, eski bir müşteri veya bağımsız bir uzman kadar ikna edici bir şekilde inandıramaz.

Bir cep telefonu  satın almayı planladığınızı varsayalım.  Elektronik perekande mağazalarına gidip oradaki satışcının size gösterdiği onlarca marka/model cep telefonunu mu satın almanız daha kolaydır yoksa  en yakın arkadaşınızın  memnun kaldığı ve size ballandıra ballandıra anlattığı cep telefonu nu alması daha kolaydır ? Ya da bu ürünü test eden ve kullanan bir teknoloji uzmanın köşe yazısını ve ürünle ilgili yorumunu okumanız hangi marka cep telefonunu alacağınız konusunda sizi ne kadar etkiler ?

Şirketler , yeni ürün lansmanlarını kuşatan ağızdan ağıza reklam kampanyaları başlatmaya bayılırlar. Yüksek teknoloji firmaları , yeni ürünlerini, güçlü bir editöryel onay almak için dualar ederek, saygın uzmanlara ve kanı önderlerine gönderirler.

Şirketler ağızdan ağıza reklama giderek daha fazla  yönelmektedir. Şirketler, ürünleri erken benimseyenler kategorisinde yer alan, konuşkan, meraklı ve geniş bir tanıdık ağına sahip kişileri saptayama çalışıyorlar. Bir şirket, yeni ürününü bu tarz kişilerin dikkatine sunduğunda, söz konusu kişiler işin geri kalanını “ücret almayan satışçılar”  olarak sürdürüyor.

Bazı şirketler, yeni ürünlerini kamu alanlarında teşhir etmeleri için parayla insan tutuyor. Birisi yeni bir Ferrari’yi yoğun bir kavşakta park edebilir. Bir yabancı gelip sizden fotoğrafınızı çekmenizi isteyebilir; size içinde yerleşik bir fotoğraf makinesi olan yeni bir telefon uzatır, bu da hemen oracıkta bir sohbete olanak sağlar. Bir başkası, bir barda, yeni görüntülü telefonuna gelen aramaya yanıt verir ve herkes o ürün hakkında daha fazla şey öğrenmek ister.

Çok az insan şikayetlerini firmalara iletir. Çoğumuz herhangi bir ürün ya da firmayla ilgili  memnuniyetimizi sadece arkadaşlarımızla ve ailemizle paylaşırız. Oysa memnuniyetsizliğimi ise tanıdığımız/tanımadığımız herkesle paylaşırız. Kısaca ağızdan ağıza reklam da çoğunlukla memnuniyetsizlikler dile getilir. Dolayısıyla çok dikkatli  olunmalı.

Müşterilerinizin size kolaylıkla şikayetlerini dile getirebildikleri imkanları sunmalıyız.  Eğer şanslıysanız müşteri bu şikayet formunu doldurur, yoksa kontrol edemediğiniz her yerde şikayetini paylaşabilir.

Çıkardığınız yeni bir ürün , sunduğunuz yeni bir hizmet olabilir. Peki insanların bu ürününüzü ya da hizmetinizi konuşmasını nasıl sağlarsınız ?

1-) Öncelikle yakın çevrenizle başlayın. Yakın çevrenizle bunu paylaşın, konuşun.  Ne yaptığınızı önce onlara anlatın. Sözlü ya da mail yoluyla bunu yapabilirsiniz.

2-) Sosyal ağları etkin kullanın. Facebook/Twitter/Myspace, Linkedn.

3-) Diyelim ki internetten bir ürün satıyorsunuz. Çevresi geniş , arkadaş listesi kabarık en yakın arkadaşlarınıza sattığınızın ürünü ücretsiz olarak gönderin. Muhtemelen bu memnuniyetini kendi sosyal hesaplarında paylaşacaktır.

4-) Konuşmanızda dürüst olun. Çünkü insanlar ürünü değil önce sizi satın alırlar.

5-) Mutlu/ Memnun müşterilerinize sizin için referans olmalarını talep edin,

6-)  Toplantı/Seminer/ Organizasyonlara katılın, bu tür etkinliklerde genellikle tanıştığınız kişilerin ilk sorduğu sorulardan biri “Ne iş yaptığınızdır” . Ve burada hazırlıklı olup  önceden ne söyleceğinizi bilmeniz çok önemlidir.


Oyun ablası ege çağlar için neden önemli ?

Ege çağların kim olduğunu artık bildiğinizi varsayıyorum : )  Peki peki ben tekrar hatırlatayım , buraya tıklayın.

Ege çağlar şu an’da 17 aylık. O kadar sevimli, o kadar tatlı ki . Isırmamak için kendimi zor tutuyorum.  ” Isırmak mı ? “, evet.  Nedense küçüklüğümden beri gerek annem gerekse yakın çevremin büyükleri ne zaman bir çocuğu çok sevse sevgilerini göstermek için çocuğun kolunu yada yanağını ham ham yaparak ısırır pardon  öper 🙂

Ege çağlar çok hiperaktif ve sinirli.  Sinirli kelimesini 17 aylık bir bebek  için söylediğimin farkındayım ama gerçekten öyle.  Sinirlenince ellerini sıkıp ağlar numarası yapıp bir çığlık atıyor ki sormayın.

Ege çağlar’ın şu an da tüm algıları açık. Çevresinde ki hareketleri,  konuşulanları , gördüklerini kısaca herşeyi ama herşeyi bir sünger gibi çekiyor.

Beyni şu an’da bizimkilerden çok daha iyi çalışıyor bunu çok rahat görebiliyorum . Uzmanlar  ortalama bu yaşlarda çocukların beyin gelişimlerinin çok hızlı olduğunu söylüyorlar zaten.

Ege çağlar için yakın bir zaman da oyun ablası arayışına başlamayı düşünüyorum.  Şu an’da ablam işe gittiği için ege’ye annem bakıyor .  Bu durumda oyun ablası sadece ege ile  eğitsel oyunlar oynayabilecek, onunla ilgilenebilecek biri olacak.  Eğitsel oyunlar dedim bu çok önemli.  Yani oyun ablamız perdenin arkasına saklanıp “ciiiiiiii ” diyip ege ile bu şekilde oyunlar oynamayacaklar tabi ki .

Oyun ablamızı çocuk gelişim bölümü öğrencileri, okul öncesi bölümü öğrencileri vb. gibi ilgili bölümlerden seçeceğim mutlaka. Zira bu bölümlerde okuyanlar akademik olarak çok iyi eğitiliyorlar. Ellerinde bu yaş grubuyla ilgili eğitsel oyuncaklarda olabiliyor çoğunun.

Şimdilik ingilizce konuşmasını istemiyorum ege’nin.  Önce oyun ablamız ege’nin bedensel ve zihinsel gelişimine katkı sağlasın .

2,5 -3 yaş aralığında da ingilizce konuşmalarını isteyeceğim oyun ablasından.  Ege’yi çoooookkk yoğun günler bekliyor 🙂

Ege’yi anlatıp duruyorum ama ege’nin hiç resmini paylaşmadığımı farkettim sizinle 🙂

Evetttttttttttt karşınızda Ege Çağlar . . .

ege çağlar