ŞÜKRİYE TEYZE’LER OUT, OYUN ABLALARI-ABİLERİ İN

Geçmişe, çocukluğunuza doğru bir yolculuk yapsak… Neler kimler var anılarınızda? Elbette ki ailemiz, arkadaşlarımız, oyunlarımız, oyuncaklarımız ve yardımsever komşularımız…Eğer çocukluğunuz 90’lı yıllarda geçti ise, anneniz iş kadını yada ev hanımı hiç fark etmez, başı sıkıştığı anda imdadına yetişen, sizin bakımınızı üstelenen bir yardımsever komşunuz olmuştur.

Ah Şükriye Teyze; apartmanımızın demirbaşı, kısacık boyu, buruşuk yüzü, elinden düşürmediği sigarasıyla annemin kurtarıcısı. Geçmezdi Şükriye Teyze ile paylaşılan gün: Oyun oynamaz, masal anlatmaz, başı ağrır, gürültü yaptırtmaz. Bir de ağzından düşürmediği o sigarası öyle pis kokar ki..

Şimdilerde çocuğunuzu bırakacak kadar güvenilir komşuluklar yok. Bir de artık ebevenyler daha bilinçli. Hem çocuklarının boş bir gün geçirmemelerine dikkat ediyorlar, hem de kötü örnek teşkil edebilecek zararlı alışkanlıkları bulunan yetişkinler ile bir arada bulunmalarını engelliyorlar. Bazı ebevenyler ise geç olsa da bu bilince ulaşabiliyor…

Her hafta sonu olduğu gibi bir hafta sonu da okul arkadaşlarımız ile toplandık. Uzun süredir aramıza katılamayan canım arkadaşım Ayla da aramızdaydı. Biraz sitemkar bir şekilde nerelerdesin Ayla? Hafta sonu buluşmalarımıza hiç katılmıyorsun demekten alıkoyamadım kendimi. O da pek bir dertliymiş bu durumdan, başladı anlatmaya… Kızı Ada’ya istedikleri gibi bir bakıcı bulamamışlar meğersem. ‘Bütçemizi sarsmayacak ücretlere bu hizmeti verenler, Ada’nın eğitimine katkısı olamayacak seviyede adaylar… Eğitimliler de var tabi ki ama öyle bir ücret belirtiyorlar ki duysanız dudağınız uçuklar.. Şimdi de anneannesine bıraktım, çok bunaldım. Kendime hiç vakit ayıramıyorum kızlar.” Dikkatlice baktım da gözlerinin altındaki mor halkalardan belli oluyordu Ada’nın onu ne kadar yorduğu..

Didem dedim kendi kendime işin seni her yerde buluyor… Ayla’cığım beni iyi dinle senin ilacın bende.. Bundan sonra dostluğumuzu, müşteri ilişkisi ile pekiştiriyoruz. Bizim Unisbul.com’dan sana tam da aradığın gibi bir bakıcı buluyoruz.. Ayla’yı o kadar uzun zamandır görmüyordum ki nerede çalıştığımdan bi haberdi. Unisbul.com….

Bir internet sitesi, yurt dışından bildiğimiz saatlik bakıcı (baby-sitter) hizmetini Türkiye’ye getirmiş. Üstelik marka haline gelmiş, Kariyer.net’in iştirakı bir firma…Sitenin ünvanı Unisbul.com. Site üzerinde sadece üniversite öğrencileri ve yeni mezunlar yer alıyor. Bu kriterin doğruluğunu ise, adaylardan öğrenci belgelerini ya da mezun olduklarını kanıtlayan bir belgeyi temin ederek sağlıyorlar. Ailelerin
yani Ayla’cığım senin, ilk aşamada yapman gereken şey, Uzman Müşteri Temsilcisi ile irtibata geçip aradığın kriterleri iletmen. Bunlar aradığın oyun ablası hangi günlerde, hangi saat aralığında çocuğunla ilgilensin istiyorsun, hangi üniversitede, bölümde okusun,
oyun ablasından istediğin sertifikalar, çocuğuna vermek istediğin eğitim programlarına kadar çalışmak istediğin oyun ablasında sahip olması gereken nitelikler.

Ve Uzman Müşteri Temsilcisi tarafından ilanın oluşturulup sitede yayınlanmaya başlıyor. Canım arkadaşım Ayla’nın en çok da başvuruda bulunan adaylar üzerinden karar verirken zorlanacağına eminim. ”Adaylar birbirinden mükemmel, başarılı, en iyi üniversitelerde, en iyi bölümlerde eğitim gören, binlerce genç beyin…Gerçekten zor bir karar… Gel de karar ver Ayla’cığım”

İnternet üzerinden sitemizi inceleyebilirsin. Sitede 100.000’den fazla aday kayıtlı. Hepsi de cevher gibi. Siteye kayıtlı adayları üniversite, okudukları bölüm, hatta pek çok kriter üzerinden filtreleme yolu ile inceleyebiliyorsun.

Mesela Ada’nın büyüyünce Doktor olmasını istiyorsun diyelim, aradığın bakıcıyı tıp öğrencileri üzerinde seçip, Ada’ya örnek olabilecek bir bakıcı ile çalışabilirsin. Ya da Çocuk Gelişimi Öğrencisi bir bakıcı da bulunmaz bir fırsat olabilir senin için. Aynı zamanda adayların yabancı dil bilen, sanatsal faaliyetlerde bulunan, sporun çeşitli dallarıyla uğraşan gençler olduğunu da düşünürsek, Ada’nın eğitiminde ne büyük
rolleri olabileceğine sen karar ver.

Lafım bittiğinde Ayla’nın gözündeki mutluluğu görebildim. Bu fırsatı hiç kaçırır mı Ayla’cığım. “Didem hemen unisbul.com’un numarasını paylaş. Ada’ya biran önce Oyun Ablası bulalım…”

Bunları konuştuğumuz hafta Müşteri Temsilcilerimizden biri ile irtibata geçip ilanını vermiş bile. Hafta bitmeden aradı beni. Hizmetten çok memnun kalmış. Bu kadar kısa sürede nasıl oluyor da bu kadar çok başvuru aldı ilanım inanamıyorum. Müthiş bir hizmet sunuyorsunuz.
Bu hafta adaylar ile yüz yüze mülakat gerçekleştireceğim ama haftaya kesin buluşuyoruz…

Ve arkadaşım artık kendisine daha çok vakit ayırabiliyor. Ada ise kısa zamanda Oyun Ablası Selin’e alışmış bile. Bunları duymak beni gerçekten çok mutlu etti. Hem artık Ada daha kalite zaman geçiriyor. Oyun Ablası Selin ile biz de canım arkadaşımız Ayla’yı daha sık görebiliyoruz.

Sözüm o ki; çalışan ebevenyler ya da kendine vakit ayırmak isteyen ev hanımı anneler. Siz evde yokken gözünüzün arkada kalmamasını istiyor, hem de çocuğunuzun bu yaşlarda vakit geçireceği her bir bireyi örnek alacağının bilincinde iseniz, Unisbul.com
vermiş olduğu bu hizmetle çocuğunuzun keyifli, eğitici, güvenli dakikalar geçirmesini sağlıyor.

Ve siz anne babalara bir hatırlatmam daha olacak. Her yaştan çocuğunuza, oyun ablası, abisi-etüt ablası, abisi hizmetinden yararlanabiliyorsunuz.

Siteye ulaşabileceğiniz İletişim bilgileri:

www.unisbul.com
info@unisbul.com
(0216 ) 330 00 28

Didem EVNİ

Önce çok bekleriz, sonra çok çalışırız . Peki neleri kaybederiz, hiç düşündünüz mü ?

Geçen haftalar Türkiye’de önemli başarılara imza atmış, saygın bir ticaret adamıyla aynı masadaydık. Öyle ki Türkiye’nin saygın bir çok firmasında çalıştıktan sonra kendi şirketlerini kurmuş ve kendi sektöründe birer marka haline getirmiş hepsini. Bizimle o eşsiz deneyimlerini tam 3 saat hiç durmadan paylaştı ve biz de tüm radarlarımız açık dinledik.  Günün sonunda konuşmasını bitirdiğinde çok etkilenmiştim. Bu yazım da bu konuşmanın etkisinde olacaktır, haberiniz olsun.

Üniversiteden mezun olduktan sonra ufak bir azınlık çok para kazanma, insanlığa faydalı şeyler yapma, zengin olma hayaliyle  ticarete atılır. Diğer tarafta çoğunluk olanlar ise prestijli, “ kurumsal ” bir firmada iyi bir maaşla çalışmak ve orada yükselmek hayali kurar.

Hayallerin ortak planı, güzel bir gelecek, daha iyi bir yaşam ( biz elde ettikçe sürekli artacaktır), ailemizle birlikte geçirebileceğimiz daha rahat bir hayattır aslında.

Bu hayalimizin  peşinden gitmek için neler yapmayız ki ? Gecelere kadar çalışır, gelecek güzel günleri düşünür, bunun için  daha çok çalışır dururuz.  Kimimiz hiç riske atmayayım kendimi , devlete kapağı atıp sabit maaşımı alırım düşüncesindedir. Bunun için gecesini gündüzüne katar KPSS çalışır, çalışır, çalışır. Hadi kazanır KPSS’yi, bu seferde atanmayı bekler, bekle gülüm bekle !!!

Kimisi bankaya kapağı atayım, ne de olsa daha kurumsallar, paramı da düzenli alırım, hem yükselme imkanı da var der ve yazılır kursa. Banka sınavlarına hazırlanmaya başlar. Çalışır, çalışır, çalışır. Sınav parasını yatırır, girer sınava. Aylar geçer, hiç bir dönüş alamaz. Bekler bekler, bekle gülüm bekle !!!

Kimisi İngilizcem çok iyi değil, ingilizcemi geliştirirsem daha rahat iş bulurum der. Ne yapar eder ailesinden 3.000 -5.000 arasında para koparır, ya work and travelle Amerika’ya ya da İngilizce kursuna gider aylarca. Yine çalışır, çalışır, çalışır. Bir sürü sınava girer ve aylar sonra İngilizce’yi de öğrendim der . Şimdi iş bulmak daha kolaydır onun için. Özgeçmişinde ingilizcesini göğsünü kabarta kabarta “çok iyi” olarak doldurur. Başlar iş ilanlarına başvurmaya. Sonra oturur cevap bekler, bekler , bekler…

Kimisi de üniversitede lisansının üzerine bir de yüksek lisans yapayım der. Malum ülkemizde bekleyen çok insan olduğu için belki yüksek lisans yaparsam beni bekletmezler der. KPDS , ALES sınavları için kolları sıvar. Çalışır, çalışır, çalışır. Sınava girer, çıkar. Sonucunu bekler, bekler, bekler. Sonuç açıklanır, bu sefer tercihini yapar. Şanslıdır, girer istediği yüksek lisansa. Yatırır parasını, okur, okur, okur. Bitirir yüksek lisansını, artık daha kolaydır iş bulmak onun için. Hiç değilse öyle sanar. Başvuruda bulunduğu iş ilanlarından cevap bekler, bekler  bekler.

Beklemelerimizin son bulduğu bir günde istediğimizi alabiliyorsak ne mutlu bize,  değmeyin keyfimize. Ohhhh istediğimiz işte çalışıyoruz sonunda !

Bitti mi  ? Bitmedi . Daha çok para kazanmalıyız artık . O yüzden terfi almak , terfi almak için de daha çok çalışıp patronun sınavından geçmeliyiz. Sınavlara alışığız ya nede olsa, bizim için sorun değildir. Daha çok çalışırsak bu sınavı da geçeriz elbette. Çalışırız, çalışırız, çalışırız. Aldıysak terfiyi demeyin keyfimize.

Gün geçtikçe daha talepkar oluruz, bir yazlık, bir kışlık evimiz olsun deriz. Çocuğumuzu çok iyi okula göndermeyi, ona çok iyi eğitimler aldırmayı düşünürüz. Sonra gecemiz gündüzümüz birbirine karışır daha çok çalışır, çalışır, çalışırız.

Çalışmak iyidir elbette, buna diyecek bir lafım kesinlikle yok olamaz da zaten. Ancak bu kadar yoğun çalışırken ister istemez birçok güzelliği kaçırıyoruz. Bu bazen çocuğumuzun kahkahaları / başarıları / başarısızlıkları / Mutluluğu/Mutsuzluğu oluyor, bazen ise kaybettiğimiz SAĞLIĞIMIZ.

Hele ki kaybettiğimiz sağlık olduğunda bunca yıl çalışıp biriktirdiğimiz paraları, bu sefer sağlığımızı tekrar kazanmak için harcıyoruz.

Birbiriyle çelişkili gibi görünen bu duruma çoğumuz ister istemez düşüyoruz.

Eee napalım yani ? Çalışmayalım mı Uğur ? soruları aklınızda belirmeye başlıyorsa, bu yazıyı baştan okumanızda fayda var.

Çalışalım, çalışalım elbet ama kendimize ve sevdiklerimize de zaman ayırmayı ihmal etmeyelim.

Hayat kısa, hayatı değerli kılabilecekler biziz.

 

 

Beni Twitter’dan da takip edebilirsiniz.

www.ugurakkus.com

Ağızdan ağıza reklam

Hiçbir reklam veya satışcı, sizi, bir ürünün faydalarına, bir dost, bir yakın, eski bir müşteri veya bağımsız bir uzman kadar ikna edici bir şekilde inandıramaz.

Bir cep telefonu  satın almayı planladığınızı varsayalım.  Elektronik perekande mağazalarına gidip oradaki satışcının size gösterdiği onlarca marka/model cep telefonunu mu satın almanız daha kolaydır yoksa  en yakın arkadaşınızın  memnun kaldığı ve size ballandıra ballandıra anlattığı cep telefonu nu alması daha kolaydır ? Ya da bu ürünü test eden ve kullanan bir teknoloji uzmanın köşe yazısını ve ürünle ilgili yorumunu okumanız hangi marka cep telefonunu alacağınız konusunda sizi ne kadar etkiler ?

Şirketler , yeni ürün lansmanlarını kuşatan ağızdan ağıza reklam kampanyaları başlatmaya bayılırlar. Yüksek teknoloji firmaları , yeni ürünlerini, güçlü bir editöryel onay almak için dualar ederek, saygın uzmanlara ve kanı önderlerine gönderirler.

Şirketler ağızdan ağıza reklama giderek daha fazla  yönelmektedir. Şirketler, ürünleri erken benimseyenler kategorisinde yer alan, konuşkan, meraklı ve geniş bir tanıdık ağına sahip kişileri saptayama çalışıyorlar. Bir şirket, yeni ürününü bu tarz kişilerin dikkatine sunduğunda, söz konusu kişiler işin geri kalanını “ücret almayan satışçılar”  olarak sürdürüyor.

Bazı şirketler, yeni ürünlerini kamu alanlarında teşhir etmeleri için parayla insan tutuyor. Birisi yeni bir Ferrari’yi yoğun bir kavşakta park edebilir. Bir yabancı gelip sizden fotoğrafınızı çekmenizi isteyebilir; size içinde yerleşik bir fotoğraf makinesi olan yeni bir telefon uzatır, bu da hemen oracıkta bir sohbete olanak sağlar. Bir başkası, bir barda, yeni görüntülü telefonuna gelen aramaya yanıt verir ve herkes o ürün hakkında daha fazla şey öğrenmek ister.

Çok az insan şikayetlerini firmalara iletir. Çoğumuz herhangi bir ürün ya da firmayla ilgili  memnuniyetimizi sadece arkadaşlarımızla ve ailemizle paylaşırız. Oysa memnuniyetsizliğimi ise tanıdığımız/tanımadığımız herkesle paylaşırız. Kısaca ağızdan ağıza reklam da çoğunlukla memnuniyetsizlikler dile getilir. Dolayısıyla çok dikkatli  olunmalı.

Müşterilerinizin size kolaylıkla şikayetlerini dile getirebildikleri imkanları sunmalıyız.  Eğer şanslıysanız müşteri bu şikayet formunu doldurur, yoksa kontrol edemediğiniz her yerde şikayetini paylaşabilir.

Çıkardığınız yeni bir ürün , sunduğunuz yeni bir hizmet olabilir. Peki insanların bu ürününüzü ya da hizmetinizi konuşmasını nasıl sağlarsınız ?

1-) Öncelikle yakın çevrenizle başlayın. Yakın çevrenizle bunu paylaşın, konuşun.  Ne yaptığınızı önce onlara anlatın. Sözlü ya da mail yoluyla bunu yapabilirsiniz.

2-) Sosyal ağları etkin kullanın. Facebook/Twitter/Myspace, Linkedn.

3-) Diyelim ki internetten bir ürün satıyorsunuz. Çevresi geniş , arkadaş listesi kabarık en yakın arkadaşlarınıza sattığınızın ürünü ücretsiz olarak gönderin. Muhtemelen bu memnuniyetini kendi sosyal hesaplarında paylaşacaktır.

4-) Konuşmanızda dürüst olun. Çünkü insanlar ürünü değil önce sizi satın alırlar.

5-) Mutlu/ Memnun müşterilerinize sizin için referans olmalarını talep edin,

6-)  Toplantı/Seminer/ Organizasyonlara katılın, bu tür etkinliklerde genellikle tanıştığınız kişilerin ilk sorduğu sorulardan biri “Ne iş yaptığınızdır” . Ve burada hazırlıklı olup  önceden ne söyleceğinizi bilmeniz çok önemlidir.


E-posta ile pazarlama

E-postamıza gelen onlarca hatta yüzlerce mail arasında kaybolabiliyoruz bazen.  Ve gelen bu maillerin büyük bir kısmı ise bizim iznimiz olmadan gönderiliyor. Hal böyleyken maillerimizi silmek bile bir eziyete dönüşebiliyor.  Çoğu zaman spam olduğu belli olan mailleri direk konu kısmına bakarak , açmadan siliyoruz. Bazıları var ki spam olduğunu anlayamıyor ve açıyoruz maili . İşte bugün konumuz tamamen bununla ilgili.

Eğer ki internette iş yapıyorsak yani bir şekilde dükkanımız internetteki web sitemiz ise, müşterilerimize mail yoluyla ulaşırız. Çünkü bu  ucuz yoldan bir anda binlerce müşterimize ulaşabildiğimiz en kısa ve en hızlı yöntem. Yalnız burada bir problemle karşılaşıyoruz, o da bu yazımızın giriş bölümünde belirttiğimiz gibi bizde dahil çoğu kişi toplu gönderilen mailleri direk silebiliyor. Bizim zaman ayırarak özenle hazırladığımız , belki çok iyi indirimler içeren, belki bedava ürün dağıttığımız, belki de çok faydalı bilgiler içeren mailimiz  okunmadan siliniyor. Ne kadar can sıkıcı bir durum . . .

Dürüst olmak gerekirse, bize de aynısı yapıldığı zaman yani iznimiz olmadan bir mail atıldığı zaman çoğu zaman nefret ederiz bu durumdan. Ve okumadan direk sileriz.

Peki neden sileriz ?

Bugün ki konumuz E-posta ile pazarlama stratejileri :

2011 istatistiklerine göre firmaların e-bültenlerine katılım oranı o firmanın sosyal ağlardaki sayfalarına katılım oranından daha yüksek.  Bunun anlamı sitemizin  ziyaretçileri  bizi daha çok e-bültenimizden takip  etmek istiyor.

İnternet kullanıcılarının çoğu gelen e-mailleri hiç okumadan siliyor. Peki neden ?

  • Konu başlığı ilişkili değil,
  • İznimiz dışında e-bülten e kaydımız yapılmış
  • Gelen maile güvenmiyorum, spam olduğunu düşünüyorum,
  • Zamanım yok,
  • Çok sık e-mail gönderiliyor,
  • Aynı içeriği gönderiyorlar,
  • İçerik beklentilerimi karşılamadı ,
  • Koşullarım değişti (İhtiyacım kalmadı, Evlendim , Taşındım, İşim değişti vb.)

Günde onlarca ilgisiz mail almaktan bıkan ve nefret eden insanların ilgisini nasıl çekebiliriz ?

Kişiselleştirilmiş e-mail gönderin. Yani kişiye özel gitsin mailiniz. (Çünkü mailin içeriğinde ya da konu başlığında bir şekilde ismimizi görürsek bu daha dikkat çeker ve onun spam olduğunu bildiğimiz halde bile okuma gereksinimi duyarız. Bundan dolayı mail listeleri hazırlarken size tavsiyem kişinin adı soyadı, mail i şeklinde e-bülteninize kayıt ettirin.)

Tatil zamanlarında mail göndermeyin. (Çünkü tatildeyken çoğu kişi bilgisayardan uzak kalmak ister ve e-maillerini düzenli kontrol etmeyebilirler.  Tatilinin keyfini çıkarırlar, bizde onları rahatsız etmeyelim. )

Mesajınızı çok açık ve net şekilde belirtin (Çok güçlü bir tasarımla mailinizi müşterinize keyifle okutuyorsunuz. Ancak müşteri sonradan nereye tıklayacağını, ürününüzü nerden satın alanacağını bulamıyor. )

E-mail şablonunuz kurumsal kimliğinizi yansıtır.  ( Bu da müşterilerinizle sizin aranızda bir köprü kurar. Şirket logonuz ve email de kullandığınız resimler, hepsi emailinizi okuyanlarda bir etki yaratır. Eğer kötü tasarlanmış e-mail şablonunuz varsa bu sadece kötü bir e-mail pazarlaması olmaz. Ayrıca markanıza da zarar verir.)

Maillerimizi HTML olarak göndermek isteriz. Çünkü HTML kullanarak  görsel olarak güzel tasarlanmış mailler gönderebiliriz.  Ancak şunu unutmayalım ki html formatında ki mailler bazen karşı tarafa tasarladığınız gibi gitmeyebilir. Orası burası kaymış yazılar, resimler çok kötü bir etki yaratabilir. Ya da en basitinden kullanıcımız basit bir metin şeklinde okumak istiyor olabilir maili. Özellikle akıllı telefonların müthiş bir yayılım gösterdiği şu günlerde kullanıcılarımızın mailleri akıllı telefonlarından okuyabileceğini  göz önünde bulundurmalıyız.

Mail gönderdiğiniz kullanıcımız artık sizden mail almak istemeyebilir. Bu gayet doğal bir istek. Kullanıcımızın bu isteğini anlayışla karşılayıp, zorla mail  gönderme arzumuzu yenmeliyiz. Maillerinizden sıkılanların kolaylıkla çıkabilmesi için bir bağlantı mutlaka koyun.

Mail listenizdeki kişiler e mail adreslerini kolaylıkla değiştirebilmeliler. E-mail adresleri çok sıklıkla güncellenebilir. Böyle bir durumda  kullanıcı çok sık kullandığı mail adresine bültenlerin gelmesini isteyebilir. Bunu kolaylaştırmalısınız.

“İyi” den “Mükemmel” Şirkete

Bu aralar İyi’den mükemmel şirkete dönüşen firmaların hikayesini okuyorum. Çok çarpıcı bilgiler öğrendim. Bunların bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum.

  • Şirket dışından gelen ünlü liderlerle şirketin iyiden mükemmele dönüşümü arasındaki bağlantı, negatif. İyiden mükemmele dönüşmüş 11 şirketin 10’unun CEO’su şirketin içinden gelmiştir.
  • İyiden mükemmele dönüşen şirketler sadece mükemmel olmak için ne yapmak gerektiğine değil, aynı zamanda ne yapmamak  gerektiğine ve ne yapmaktan vazgeçmek gerektiğine de odaklanıyor.
  • En ilginç olanı ve yazarın’da hayretle öğrendiği bir bilgi ise iyi  bir şirketi mükemmele dönüştüren liderlerin sürekli gazetelerin birinci sayfasında görmeye alıştığımız, artık ünlüler kervanına katılmış, büyük kişilikleri olan, “high-profile” liderler değildi. Bu  insanlar geri plan’da kalmayı tercih eden, sakin, hatta utangaç insanlardı. Kişisel planda alçakgönüllülük ile mesleki planda irade ve yaptırım gücünün paradoksal bir karışımıydılar.

Bu liderler önce otobüse doğru insanların bindirip yanlış insanları indirdiğini , sonra da herkesi doğru koltuğa oturttuğunu gördük.

Kitabı okudukça önemli bulduğum bulguları sizinle paylaşmayı düşünüyorum.  “Otobüse doğru insanları bindirmek” kavramı çok hoşuma gitti.  Şirketinize doğru insanları alın, daha sonra onları doğru yerlere yerleştirin. Ondan sonra şirketinizin nereye gideceğini doğru insanlarla beraber daha kolay bulacaksınızdır.

Ve bu doğru insanlar “bir halife bin yardımcısı” şeklinde hareket etmezler.

Kendimizi pazarlamak mı ?

Üniversiteden mezun olmaya yakın büyük bir telaş sarar bedenimizi.  Üniversite’den içeri  ilk adımımız attığımız an gelir belki gözümüzün önüne, önce bir tebessüm sonra ise koca bir bıkkınlık , telaş, korku sarar tüm bedenimizi!

Aslına bakarsanız bu türkiye’de yaşayan çoğu üniversitelinin ortak sorunu. “Üniversite mezunu olmuşum, hâla iş bulamıyorum . Keşke hiç okumasaydım da direk çalışma hayatına başlasaydım bir yerde” diyenleriniz bile oluyordur belki.

Girdiğimiz mülakatlardan olumlu sonuç alamamak bir noktadan sonra sizi pes ettiriyorsa , artık yorulduysanız o zaman aşağıdaki nacizane tavsiyeleri göz önünde bulundurmanızda fayda olabilir.

1. kuralımız ve aklımızdan çıkarmamız gereken bir nokta var ki işverenler işine  yarayacağını düşündüğü iyi bir adayı kaçırmak kesinlikle istemezler. Çünkü o adayları bulmak kolay değildir. Bu işverenler için para+zaman demektir ki işverenler için son derece önemli konulardır.

Dolayısıyla önce kendimize çeki düzen verip , önce kendimize güvenmekle başlamalıyız işe. Ne istediğimizi gerçekten bilmeliyiz, neden o firma’da neden o pozisyonda çalışmak istiyorum , uzun vadade ne gibi hedeflerim var vb. bilgileri işverenlere kendimizden emin , ne istediğini bilen bir yeni mezun olarak söyleyebilmeliyiz.

Kendimizi pazarlamasını bilmeliyiz . Eğer kendimizi pazarlayamazsak firma bizim  ne kadar faydalı olabileceğimizi nerden bilebilir ?

Kendimizi pazarlamak nedir peki ?

Bir ürün/mal/hizmet aldığınızda , pazarlamacılar o ürünü nasıl sunuyor size dikkat ettiniz mi ? ( O ürünün güçlü özelliklerini , neden almamız gerektiğini, bize ne gibi faydalar sunabileceğini . . . . )

Bizde kendimizi nasıl pazarlayabiliriz, birde bunları inceleyelim.

1. Neden o pozisyonu istiyorum ?

2. Beni almanızla size ne gibi faydalar sunabilirim ?

3.Güçlü özelliklerim neler ?

4. Geliştirmem gereken özellikler neler ?

yukarıdaki soruları çoğaltabilir pek tabii.

Kendinizi Pazarlamayı başardığınızda kendinizi hayal ettiğiniz firmada bulabilirsiniz belki.

Hiç bir zaman pes etmeyin, ve kendizi pazarlamayı öğrenin.

Kiminin iş ayağına gelir :-)

Bağdat caddesinde kafesi olan bir müşterimizin yanına ziyarete gittim geçenlerde. Keyifli geçen görüşmemizde müşterimizin başına gelen olay çok hoşuma gitti ve çok mutlu oldum. Bu mutluluğuma neden olan şeyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Müşterimiz, Unisbul.com üzerinden verdiği ilana başvuruda bulunan onlarca  aday arasından birini iş görüşmesine çağırır.

Adayımız ertesi gün evinden çıkar ve bağdat caddesine gelir. Kime sorsam kime soram diye düşünmüş olacak ki hemen karşısında ki  X pastanesi dikkatini çeker.  Ve pastaneden içeri girip adresi sorar . Pastanecide meraklı olacak ki noldu neden arıyorsun sen burayı der ?

İş arayan adayımız ise “İş görüşmesine gelmiştim” der. Doğru yerdesin der X pastanesindeki yetkili. Bizde eleman arıyoruz, gel burada çalış.

Veeeee iş arayan bu adayımız kendisini çağıran müşterimiz değilde  adres sorduğu X pastanesinde iş’e başlar.

Müşterimiz ise Unisbul.com‘dan başka bir aday çağırır ama bu sefer temkinli davranıp adresi bulamazsan beni çaldır ben ararım seni der. :-)))

İş var ama nitelikli eleman yok

Yaklaşık 4 yıldır üniversite öğrencileri ve mezunlara iş imkanları sunuyorum. İş var ama nitelikli eleman yok deselerdi bundan önce herhalde çoğu insan gibi “hadi l.. ordan derdim. Türkiye’de o kadar işsiz varken sen kalkmış eleman yok diyorsun dalgamı geçiyorsun kardeşim, derdim. Ama şu an’da böyle düşünmüyorum. Bu yazıda böyle düşünmeme sebep yaşadığım olayları paylaşacağım sizinle, belki bana hak verirsiniz.

Aslında bu kendinizi karşınızdakinin yerine koyarak düşünmenizle ilgili. İş arayan olarak kendi pencerenizden bakarak “işsizim işte kimse bana iş vermiyor ” diye düşünürsünüz, firmalar’da nitelikli elemanları bulmak için danışmanlık firmalarına tonlarca para öderler.  Düşünebiliyor musunuz sizin gibi iyi bir elemanı bulmak için işverenler danışmanlık firmalarına tonlarca para ayırıyorlar. Doğru elemanı nitelikli elemanı bulmak için departmanlar oluşturuyorlar. Siz de bir yandan iş yok diye dizinize vurup duruyorsunuz. Çok tezat bir durum değil mi ne dersiniz ?

İyi bir elemanı hiçbir firma kaybetmez. Çünkü iyi bir elemanı kaybettiğinde onun yerine gelecek elemanı bulmak için harcayacağı para ve zaman  işverene pahalıya neden olur.

Danışmanlık yaptığımız bir firma “halkla ilişkiler elemanı ” bulmamız için bizi görevlendirdi.  Neyse ilanımızı çıktık ve başvuruları almaya başladık. Şimdi size bu süreçte geçen trajik olayları anlatarak neden “iş var ama nitelikli eleman yok ” düşüncemi anlatacağım.

Başvurular arasından ilk adayımızı çağırıyorum. Aday görüşmeye zamanında geliyor. Ancak erkek arkadaşıyla  el ele birlikte odaya geçiyorlar. Kendisine görüşmeyi kendisiyle yapacağımızı söylüyoruz ama adayımız yanındaki erkek arkadaşının nişanlısı olduğundan bir problem oluşmayacağını yanında kalmasını istediğini belirtiyor. Görüşmeyi gözleri sürekli nişanlasında olan adayımızla mülakatı kısa sürede bitiriyorum.

İkinci adayımızı çağrıyoruz.  Özgeçmişinde yazdığı kadarıyla iş tecrübeleri pozisyon için yeterli.  Görüşmeye yalnız geliyor bu adayımız . Görüşme odasına alıyoruz ve mülakatımız doğal halinde ilerliyor ve adayımı gönderiyorum. Adayla ilgili görüşlerim olumlu, pozisyon için gayet iyi bir aday. Gerek tecrübeleri , gerekse mülakatta verdiği cevaplar tatmin edici. Akşama doğru adayı arayıp işe alındığını söylemek istiyorum. Arıyorum , arıyorum ama telefona bakmıyor. Aradan biraz zaman geçtikten sonra son kez arıyorum. Bu sefer telefonum meşgule veriliyor. 2 dk sonra ise bir mesaj geliyor telefonuma. İşinizle ailevi nedenlerden dolayı kabul etmiyorum, lütfen beni rahatsız etmeyin….

Başka bir adayımızı çağrıyoruz bu sefer. Hatta bu aday kendisini mülakata davet ettirmek için epey aradı bize. Bu işe çok ihtiyacı olduğunu, eğer görüşmeye davet edilirse kendisinin bu pozisyon için ne kadar iyi olduğunu bizimde görebileceğimizi söyledi. İyi dedim yarın sabah 10 ‘da gelin görüşelim. Ertesi gün saat 10.10 , telefonla arıyorum adayı. Acaba yolumu bulamadı diye. Telefonda uykulu bir ses tonu, “haa,aaa şey alarmım çalmamış  . . . . . ”

Yukarıdaki örnekleri hiç bir yorum katmadan, ne yaşadıysam onları kendi doğallığında sizinle paylaştım. Çünkü yorumu size bırakmak istedim. Hal böyleyken “iş var nitelikli eleman yok ” düşüncemi sürdürüyorum.

Hayatınızın Dönüm Noktası : Üniversite Yılları

Üniversite yılları kariyerimizi şekillendirmesi bakımından hayatımızda çok önemli dönüm noktalarından sadece biridir.Mesela google kurucuları Sergey Brin ve Larry Page üniversite yıllarında google u kurmuşlar, yine aynı şekilde Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’ın üniversite yıllarında okulda kızları tavlamak için kurduğu facebook da örnek verilebilir.Bu örnekler üniversite yıllarında başarıya gidenlere verilen en bilinen örnekler .Aslında daha bir çok örnek var.Ancak ben bu yazımda üniversiye yıllarında başarıya giden adımları anlatmayı düşünüyorum.

Tabi başarıya giden yolda illa üniversiteli mi olmak gerekiyor ? sorusu aklınıza gelebilir.Aslında bunun cevabı hayır çünkü üniversite yılları yukarıdada belirttiğim gibi sadece hayatımızdaki dönüm noktalarından biri.

Üniversite’nin sadece okula gidip gelmek , derslere girmek , sınavlara çalışmak vs olmadığının farkına varmayalız.Hani şu kanı olmamalı, Lise’de nasıl derslere çalıştıysam ve başarılı olduysam, üniversitede derslere çalışırım, verilen ödevleri yaparım, okuluma gelip gider, dersleri kaçırmazsam ve ortalamamı çok iyi yaparsam yine başarıya ulaşırım ve iyi bir şirkette çalışmaya başlarım şeklinde düşünmemelisiniz üniversiteyi. Çünkü üniversite yılları yaşadığınız lise hayatından çok daha farklı. Çok daha büyük ortamı olan, çok daha kozmopolitan bir yer.Ve bu kadar büyük ortamda çok fazla rakibiniz olacaktır.Rakiplerinizle yarışabilmek ya da onları geçebilmek için ne yapmanız gerekir onlardan bahsetmek istiyorum.

1-) Üniversite’ye kazandınız ve o kapıdan içeri girdiniz diyelim. Üniversite gibi sosyal bir ortamda ilk yapmanız gereken şey biraz üniversite ortamını soluduktan sonra hemen ilgi alanıza göre kulüp bulup kaydınızı yaptırmak.Kulüpler üniversite yıllarında faal olarak çalışabileceğiniz ortamlara girip çıkabileceğiniz bir çok kişiyle tanışabileceğiniz bir yer.Sadece kulüp üyeliği mi? Tabi ki hayır hedefinizi büyük tutun. Ve kulüp yönetiminde yer almaya çalışın. Bunun için yapmanız gereken kulübe girdikten sonra çok etkin olarak kulüp çalışmalarında görev almak ve orda diğer kişilerle yani kulüp üyeleriyle arayı iyi tutmak. Çünkü çoğu kulüp yönetimleri sadece 1 yıl  görev yapar ve daha sonra genel seçimler olur ve kulüp üyelerinin oylarıyla yeni kulüp başkanı seçilir.Yani siz 1.yıl bir kulübe girip faal olarak çalışır ve ortamınızı kurarsanız emin olun kulüp yönetimine girebilirsiniz.Peki kulüp yönetimi neden bu kadar önemli ki ?.

Üniversitenin sadece gidip gelmek olmadığını yukarda bahsettim. Ve üniversitenin kariyerimizde önemli bir dönüm noktası olduğunuda biliyoruz.İşte kulüpler de bu noktada öne çıkıp kendini gösteriyor.Kulüp de yer almak sosyal ortamlara girip yeni kişilerle tanışmanız, arkadaşlıklar edinip farklı kişilerle tanışmanız bakımından çok önemli.Kulüp etkinlerini kaçırmazsanız , kulübün düzenlediği seminerlere, söyleşilere katılırsanız vizyonunuz gelişecektir.Ayrıca kulüp yönetiminder yer almanız demek firmalarla bağlantıya geçmeniz anlamana gelir ki üniversite döneminde bir çok firmayla görüşmüş ve onları tanımış olursunuz.Bu da üniversiteyi bitirdiğinizde size çok büyük artısı olan bir süreçtir.

2-) Gönüllü olarak bir yerde çalışın.Neden zamanımı harcayıp bedavaya çalışıyım ki diye düşüyorsanız olaya farklı bir  yerden bakmayı deneyin.Artık Firmalar için iş başvurularında sadece üniversiteniz ya da not ortalamanız, işe alım sürecinde tek başına yeterli olmuyor.Firmalar üniversite yıllarında hiç bir ücret talep etmeden , sosyal sorumluluk projelerinde yer alıp almadığınıza bakıyor.Çünkü gönüllü çalışmanız firmalara sizinle ilgili çok önemli bilgiler veriyor.İşinizi sevip sevmediğinizi, sabrınızı, güvenirliliğinizi, sosyal duyarlılığınızı, insanlarla iletişiminizi, dünyaya bakış açınızı vs gibi bir çok özelliğinizi aslında firmalara belli etmiş oluyorsunuz.Aslında hepimiz yaşamımızda bir şekilde gönüllü olarak bir şeyler yapmışızdır.Mesela komşunuzun çoçuğuna ücretsiz ders vermiş olabilirsiniz, arkadaşlarınızın projelerine yardım ediyor olabilirsiniz vs . Ama ben size bu şekilde gönüllükden bahsetmiyorum. Aslında bu saydıklarımız tam olarak gönüllük sayılmaz.Çünkü gönüllük demek düzenli bir çalışmanın sonucunda hiç bir ücret talep etmeden gerek duyulduğunda zaman ayırabileceğimiz bir yükümlülük aslında.Örneğin;  TEMA, TEGV, AKUT, Bilgi Evler, Marifetli Hanımlar, Rotary gibi bir çok gönüllü çalışabileceğiniz sivil toplum kuruluşları mevcut. Yine kendi araştırmalarınız sonucunda bir çok stk da bulabilirsiniz.

3-)  Part-Time Çalışın. Üniversite çoğumuz için aslında ayrılık zamanıdır.Yakınımızdaki İlkokul yada Lise ye gitmek gibi değildir üniversite. Hayalinizdeki üniversite nerediyse oraya gitme zamanıdır aslında. Bambaşka bir hayat, Farklı insanlar, Farklı kültür, Farklı yer, Sorumluluk ve tek başınıza yaşam mücadesi vermek ve ya en genel tabiriyle ayaklarınız üzerinde durma zamanıdır üniversite yılları. Ya yurtta kalırsınız ya da ev kiralarsınız. Ancak hangisi seçerseniz seçin karnınızı doyurmak için ya da okul masraflarınızı karşılamak için birşeyler yapma vakti gelmiştir.. Gittiğiniz yerin mutlaka tarihi yerleri ya da güzel yerleri vardır . Bunlardan mahrum kalmak ister misiniz? . Peki ya tiyatro, sinema ? . Evde kalıyorsanız bide elektrik, su, doğalgaz faturası eklenirse? . Yaşamın zorluklarıyla yüzleşmeye başlarsınız aslında. Bi an için pes etmeyi düşünürsünüz belki, aile yanında güzel güzel yaşamak varken burda neden eziyet çekeyim dersiniz. Ya aileniz zengindir sizi kendi yanında bir üniversiteye paralı yollar, ya da siz çok çalışıp ailenizin yanına gelmek  için uğraşırsınız.

Ama yetişkin bir birey olarak orda kalıp bunlarla başa çıkmak isterseniz o zaman çalışmanız gerekmektedir.Okurken çalışmak mı ? Lise’de hiç böle bişey yapmadım ki ben . Hem okuyup hem nasıl derslere kontrantre olucam? . Ya da beni işe alırlarmı her gün gidemem ki ? . Boş olduğum günler gidebilirim ancak peki böle işler var mı ? .

Evet var.Üniversite yıllarında okurken de yarı zamanlı olarak çalışabileceğiniz işler mevcut.Bu tarz işlerle derslerinizi aksatmadan ve boş olduğunuz günlerde çalışarak günlük olarak ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz.Bu işler genellikle anketör, fuar-tanıtım-kongre-organizasyonlarda host-hostes şeklinde olmakla beraber günlük ortalama 4-?  saat çalışarak  paranızı alıyorsunuz.Peki nerden bulabilirim ben bu işleri? Tanımadığım yere gelmişim, kimseyi tanımıyorum, insanlara nasıl güvenebilirim ki ? . Bu işleri kim ayarlıyor ki ? . Bu firmaları bu ilanları nerden bulabilirim ki? . 2 Yıl öncesine kadar bu soruların cevabı maalesef yoktu.Ama artık var. Size özel ve tamamen sizi hizmet eden, bu zorluklarınızı gören ve çözüm üretmeye çalışan bir site, unisbul.com.

Part-Time işler de çalışmak kariyerimize ne fayda sağlayabilir ki ? . Ben ihtiyaçlarımı gidermek , aç kalmamak, kendime harçlık yapmak için zorunlu olarak çalışıyorum zaten diye düşünebilirsiniz doğal olarak. Ancak part-time işlerde çalışmanız da firmalara bir takım bilgiler veriyor.Ne gibi mi ?

Kendi Ayakları üzerinde durabiliyor, Mücadeleci, Girişken, Hırslı, Çalışkan vb gibi bir çok veriyi firmalara vermiş oluyorsunuz istemeden. Ve firmalar da bu özelliklere sahip kişileri bünyelerine katmak istiyorlar.

Evet bu yazımda sadece üniversite yıllarında kariyerinize giden adımları inceledim.Aslında daha bir çok madde sayılabilir ancak benim özellikle tavsiye ettiğim ve başarıya giden adımlar olarak önemini hissettiklerim bunlar.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.

Gelecekteki yönetim meslekleri

Hemen hemen herkesin aşikar olduğu konulardan birisidir geleceğin meslekleri konusu. Kulağa çok basit ve sıradan gelsede, okuduğum bir dergide çok orjinal ve mantıklı mesleklerle karşılaştım. İşte sizinde ilginizi çekecek meslekler:

1- Mutluluk Müdürü (Happiness Manager) : Adından da basit bir şekilde anlaşılacağı üzere bu mesleği yapanların görevi, şirkette çalışanları mutlu etmeye çalışmak.

2- Karbon vergi danışmanı (Carbon Tax Consultant): İlerleyen zamanlarda zaten doğaya önem vermeyen şirketlerin en gerekli personeli karbon vergi danışmanları olacak sanırım. Yeşilci şirketlerin antlaşmaları gereği vergiler olacaktır muhtemelen. Eee haliylen o işi yapacak birileri gerekli.

3- İkinci bahar kariyer danışmanı (The second Spring Career Consultant): Gelecekte insanların yaş ortalaması uzayacağı tahmin ediliyor. Çok riskli bir iş olsa da emekli olan insanların tekrar çalışmak istediklerin de onlara destek olacak danışmanlar lazım.

4- Basitlik Müdürü (Simplicity Manager) : Basit bir şekilde alınan işleri en basit bir şekilde nasıl yapılacağını birilerinin hesaplaması her zaman iyi olucaktır.

5- Trend analisti/Danışmanı (Trend Analyst): Sürekli trend değişimi ile karşı karşıyayız ve bu değişim süreci de hızlanıyor. Bu yüzden sırf değişen trendleri takip edecek en az bir personele gerek duyulacak.

6- Deneyim Tasarımcısı (Experience Designer): Günümüzde ki şirketler sürekli deneyimlerini pazarladıklarını söylüyor. Ancak bunun belirli bir planda olması gerekli.

7- Uzay hostesi (Space Hostess): Uzayda yaşam hayal olmaktan çıktığına göre oraya doğru uçan yolculara birilerinin yardım etmesi gerekli.

8- Yeşil Enerji Danışmanı/Uzmanı (Green Energy Consultant/ Expert): Günümüzün en popüler slogani şirketler için yeşil enerji. İlerde bu konuda gerçekten uzman kişilere ihtiyaç olunacak.

9- İç Pazarlama Danışmanı (Inner Marketing Consultant)/ İç iletişim Müdürü (Inner Communication Manager): Şirket çalışanlarının daha verimli çalışması için herşeyi yapabilecek bir ekip lazım olacak. Bence de bu durum için gerekli bir personel alımı şart olucaktır.