E-posta ile pazarlama

E-postamıza gelen onlarca hatta yüzlerce mail arasında kaybolabiliyoruz bazen.  Ve gelen bu maillerin büyük bir kısmı ise bizim iznimiz olmadan gönderiliyor. Hal böyleyken maillerimizi silmek bile bir eziyete dönüşebiliyor.  Çoğu zaman spam olduğu belli olan mailleri direk konu kısmına bakarak , açmadan siliyoruz. Bazıları var ki spam olduğunu anlayamıyor ve açıyoruz maili . İşte bugün konumuz tamamen bununla ilgili.

Eğer ki internette iş yapıyorsak yani bir şekilde dükkanımız internetteki web sitemiz ise, müşterilerimize mail yoluyla ulaşırız. Çünkü bu  ucuz yoldan bir anda binlerce müşterimize ulaşabildiğimiz en kısa ve en hızlı yöntem. Yalnız burada bir problemle karşılaşıyoruz, o da bu yazımızın giriş bölümünde belirttiğimiz gibi bizde dahil çoğu kişi toplu gönderilen mailleri direk silebiliyor. Bizim zaman ayırarak özenle hazırladığımız , belki çok iyi indirimler içeren, belki bedava ürün dağıttığımız, belki de çok faydalı bilgiler içeren mailimiz  okunmadan siliniyor. Ne kadar can sıkıcı bir durum . . .

Dürüst olmak gerekirse, bize de aynısı yapıldığı zaman yani iznimiz olmadan bir mail atıldığı zaman çoğu zaman nefret ederiz bu durumdan. Ve okumadan direk sileriz.

Peki neden sileriz ?

Bugün ki konumuz E-posta ile pazarlama stratejileri :

2011 istatistiklerine göre firmaların e-bültenlerine katılım oranı o firmanın sosyal ağlardaki sayfalarına katılım oranından daha yüksek.  Bunun anlamı sitemizin  ziyaretçileri  bizi daha çok e-bültenimizden takip  etmek istiyor.

İnternet kullanıcılarının çoğu gelen e-mailleri hiç okumadan siliyor. Peki neden ?

  • Konu başlığı ilişkili değil,
  • İznimiz dışında e-bülten e kaydımız yapılmış
  • Gelen maile güvenmiyorum, spam olduğunu düşünüyorum,
  • Zamanım yok,
  • Çok sık e-mail gönderiliyor,
  • Aynı içeriği gönderiyorlar,
  • İçerik beklentilerimi karşılamadı ,
  • Koşullarım değişti (İhtiyacım kalmadı, Evlendim , Taşındım, İşim değişti vb.)

Günde onlarca ilgisiz mail almaktan bıkan ve nefret eden insanların ilgisini nasıl çekebiliriz ?

Kişiselleştirilmiş e-mail gönderin. Yani kişiye özel gitsin mailiniz. (Çünkü mailin içeriğinde ya da konu başlığında bir şekilde ismimizi görürsek bu daha dikkat çeker ve onun spam olduğunu bildiğimiz halde bile okuma gereksinimi duyarız. Bundan dolayı mail listeleri hazırlarken size tavsiyem kişinin adı soyadı, mail i şeklinde e-bülteninize kayıt ettirin.)

Tatil zamanlarında mail göndermeyin. (Çünkü tatildeyken çoğu kişi bilgisayardan uzak kalmak ister ve e-maillerini düzenli kontrol etmeyebilirler.  Tatilinin keyfini çıkarırlar, bizde onları rahatsız etmeyelim. )

Mesajınızı çok açık ve net şekilde belirtin (Çok güçlü bir tasarımla mailinizi müşterinize keyifle okutuyorsunuz. Ancak müşteri sonradan nereye tıklayacağını, ürününüzü nerden satın alanacağını bulamıyor. )

E-mail şablonunuz kurumsal kimliğinizi yansıtır.  ( Bu da müşterilerinizle sizin aranızda bir köprü kurar. Şirket logonuz ve email de kullandığınız resimler, hepsi emailinizi okuyanlarda bir etki yaratır. Eğer kötü tasarlanmış e-mail şablonunuz varsa bu sadece kötü bir e-mail pazarlaması olmaz. Ayrıca markanıza da zarar verir.)

Maillerimizi HTML olarak göndermek isteriz. Çünkü HTML kullanarak  görsel olarak güzel tasarlanmış mailler gönderebiliriz.  Ancak şunu unutmayalım ki html formatında ki mailler bazen karşı tarafa tasarladığınız gibi gitmeyebilir. Orası burası kaymış yazılar, resimler çok kötü bir etki yaratabilir. Ya da en basitinden kullanıcımız basit bir metin şeklinde okumak istiyor olabilir maili. Özellikle akıllı telefonların müthiş bir yayılım gösterdiği şu günlerde kullanıcılarımızın mailleri akıllı telefonlarından okuyabileceğini  göz önünde bulundurmalıyız.

Mail gönderdiğiniz kullanıcımız artık sizden mail almak istemeyebilir. Bu gayet doğal bir istek. Kullanıcımızın bu isteğini anlayışla karşılayıp, zorla mail  gönderme arzumuzu yenmeliyiz. Maillerinizden sıkılanların kolaylıkla çıkabilmesi için bir bağlantı mutlaka koyun.

Mail listenizdeki kişiler e mail adreslerini kolaylıkla değiştirebilmeliler. E-mail adresleri çok sıklıkla güncellenebilir. Böyle bir durumda  kullanıcı çok sık kullandığı mail adresine bültenlerin gelmesini isteyebilir. Bunu kolaylaştırmalısınız.

Şirketler için Facebook kullanımı

Az önce   “Sosyal Medya-Facebook” konulu bir sunum izledim ve çok keyif aldım. Facebook’un şirketler ile olan etkileşimine değiniyor sunum .

2009 yılında şirket’lerin facebook kullanımı %24 iken 2011’de bu oran %44 lik ciddi bir artış sağlıyor. Şirketlerin ortalama %61’i Facebook’u sosyal medya’da en etkili site olarak görüyor.

B2B sitelerinde ise,  Facebook’un liderliği bir alt sıraya düşüyor ve yerini Twitter’e kaptırıyor. B2B sitelerin %86’sı twitter’ı kullanıyor.

Araştırmanın en ilgi çekici sonuçlarından biri de tüketicilerin %80 ‘i şirket’in duyuru, kampanya vb. bilgilendirmelerini facebook üzerinden almayı tercih ediyor olması. Yani çoğu firmanın toplu mail programlarıyla gönderdiği maillerden hoşnut olmayan tüketiciler, facebook duvarına yaz ben ordan görürüm’ü tercih ediyor.

Facebook kullanım sıklığını  sektörlere göre dağılımı araştırıldığında ise başı %46 ile eğlence sektörü çekiyor. Facebook kullanıcılarının büyük bir oranı eğlence sektörleriyle ilişkili fan sayfalarına üye. Eğlence sektörünün en yakın takipçisi ise  yiyecek sektörü oluyor.

Facebook sayfanızı daha çok kişinin beğenmesini sağlamak için aşağıdaki önerilere kulak vermek gerekiyor.

  • Facebook’ta yazdığınız iletileri fazla uzatmayın maksimum  80 karakter olsun ,
  • İletileri mesai saatleri dışında yazmaya dikkat edin,
  • İletilerinizi soruyla bitirin , (Yarın haftasonu. Planınız var mı ? gibi)
  • Mail atarken imzanıza mutlaka facebook sayfanızın bağlantısını ekleyin , (Örn : Facebook’tan bizi takip edin)
  • Sayfalarınızda promosyonlara yer verin, çekilişler düzenleyin . (Örn: Sayfamıza en çok arkadaşını kayıt ettiren ilk 4 kişiye laptop)

Peki müşterilerimize facebook sayfamızı beğendirdik diyelim. Aradan biraz geçtikten sonra baktık ki sayfamızı beğenenler bir bir vazgeçiyor. Peki neden ?

Araştırmaya katılanların  %44’ü firma çok sık ileti yazıyorsa beğenmekten vazgeçerim diyor.

%43’ü yazılan iletilerden dolayı duvarımda bana yer kalmadı, duvarımı istile ediyorsun diyor,

%38’i Çoğu zaman aynı iletileri gönderip duruyorsun ya da sıkıcı iletiler göndermeye başladın diyor .

“İyi” den “Mükemmel” Şirkete 2

Geçen süre zarfında kitabımı okumak için çok fırsat bulamasamda okuduğum kadarını tekrar sizinle paylaşmak istiyorum.

Yazar şirket yöneticilerini kategorilendiriyor.  Buna göre baktığında İyi’den Mükemmelere geçen şirketlerin yönetilerini 5.Düzey Yönetici olarak tanımlıyor.

5. düzey lider’in özellikleri : Kişisel plan’da alçakgönüllük ile mesleki anlamda sarsılmaz bir iradenin ilginç bir karışımı sayesinde kalıcı bir mükemmellik hali sağlar.

İyiden mükemmele dönüşmüş tüm şirketlerin dümeninde geçiş dönemlerinde bu tür liderlerin olduğunun altını çiziyor yazar.

5.düzey liderler, egolarının ihtiyaçlarını bireysel anlamda değil, daha geniş bir alana kanalize edip mükemmel bir şirket inşa ederek karşılıyorlar. Bu, onların egolarının olmadığı anlamına gelmiyor. Tersine inanılmaz ölçüde hırslılar. Ama bu bir hırs değil, öncelikle kurumsal bir hırs.

Eğer güçlü ve karizmatik bir kişiliğiniz varsa, bunun bir varlık olduğu kadar bir yükümlülük olduğunu da düşünebilirsiniz. Çalışanlarınız acı gerçekleri filtreleyerek sizden gizliyorsa, ezici kişiliğiniz nedeniyle muhtemel sorunların tohumlarını ekiliyor demektir. Karizma sahibi olmanızın getirdiği yükümlülüklerle başa çıkabilirsiniz ama bunun için bilinçli ve dikkatli olmanız gerekir.

İyiden mükemmele dönüşmüş bütün şirketlerde yoğun bir diyalog eğilimi taşıyor. Bu tür şirketlerde “hararetli münakaşalar” çok yaşanıyor. Bu şirketlerdeli tartışma toplantıları, önceden verilmiş bir kararı onamak için oraya toplananlara “buyrun efendim, sıra sizde” diye söz verildiği yapmacık toplantılar olmamış. Tersine insanlar en iyi cevabın peşinde koştuğu hararetli tartışmalara benzer toplantılar olmuş.

 

“İyi” den “Mükemmel” Şirkete

Bu aralar İyi’den mükemmel şirkete dönüşen firmaların hikayesini okuyorum. Çok çarpıcı bilgiler öğrendim. Bunların bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum.

  • Şirket dışından gelen ünlü liderlerle şirketin iyiden mükemmele dönüşümü arasındaki bağlantı, negatif. İyiden mükemmele dönüşmüş 11 şirketin 10’unun CEO’su şirketin içinden gelmiştir.
  • İyiden mükemmele dönüşen şirketler sadece mükemmel olmak için ne yapmak gerektiğine değil, aynı zamanda ne yapmamak  gerektiğine ve ne yapmaktan vazgeçmek gerektiğine de odaklanıyor.
  • En ilginç olanı ve yazarın’da hayretle öğrendiği bir bilgi ise iyi  bir şirketi mükemmele dönüştüren liderlerin sürekli gazetelerin birinci sayfasında görmeye alıştığımız, artık ünlüler kervanına katılmış, büyük kişilikleri olan, “high-profile” liderler değildi. Bu  insanlar geri plan’da kalmayı tercih eden, sakin, hatta utangaç insanlardı. Kişisel planda alçakgönüllülük ile mesleki planda irade ve yaptırım gücünün paradoksal bir karışımıydılar.

Bu liderler önce otobüse doğru insanların bindirip yanlış insanları indirdiğini , sonra da herkesi doğru koltuğa oturttuğunu gördük.

Kitabı okudukça önemli bulduğum bulguları sizinle paylaşmayı düşünüyorum.  “Otobüse doğru insanları bindirmek” kavramı çok hoşuma gitti.  Şirketinize doğru insanları alın, daha sonra onları doğru yerlere yerleştirin. Ondan sonra şirketinizin nereye gideceğini doğru insanlarla beraber daha kolay bulacaksınızdır.

Ve bu doğru insanlar “bir halife bin yardımcısı” şeklinde hareket etmezler.

Kendimizi pazarlamak mı ?

Üniversiteden mezun olmaya yakın büyük bir telaş sarar bedenimizi.  Üniversite’den içeri  ilk adımımız attığımız an gelir belki gözümüzün önüne, önce bir tebessüm sonra ise koca bir bıkkınlık , telaş, korku sarar tüm bedenimizi!

Aslına bakarsanız bu türkiye’de yaşayan çoğu üniversitelinin ortak sorunu. “Üniversite mezunu olmuşum, hâla iş bulamıyorum . Keşke hiç okumasaydım da direk çalışma hayatına başlasaydım bir yerde” diyenleriniz bile oluyordur belki.

Girdiğimiz mülakatlardan olumlu sonuç alamamak bir noktadan sonra sizi pes ettiriyorsa , artık yorulduysanız o zaman aşağıdaki nacizane tavsiyeleri göz önünde bulundurmanızda fayda olabilir.

1. kuralımız ve aklımızdan çıkarmamız gereken bir nokta var ki işverenler işine  yarayacağını düşündüğü iyi bir adayı kaçırmak kesinlikle istemezler. Çünkü o adayları bulmak kolay değildir. Bu işverenler için para+zaman demektir ki işverenler için son derece önemli konulardır.

Dolayısıyla önce kendimize çeki düzen verip , önce kendimize güvenmekle başlamalıyız işe. Ne istediğimizi gerçekten bilmeliyiz, neden o firma’da neden o pozisyonda çalışmak istiyorum , uzun vadade ne gibi hedeflerim var vb. bilgileri işverenlere kendimizden emin , ne istediğini bilen bir yeni mezun olarak söyleyebilmeliyiz.

Kendimizi pazarlamasını bilmeliyiz . Eğer kendimizi pazarlayamazsak firma bizim  ne kadar faydalı olabileceğimizi nerden bilebilir ?

Kendimizi pazarlamak nedir peki ?

Bir ürün/mal/hizmet aldığınızda , pazarlamacılar o ürünü nasıl sunuyor size dikkat ettiniz mi ? ( O ürünün güçlü özelliklerini , neden almamız gerektiğini, bize ne gibi faydalar sunabileceğini . . . . )

Bizde kendimizi nasıl pazarlayabiliriz, birde bunları inceleyelim.

1. Neden o pozisyonu istiyorum ?

2. Beni almanızla size ne gibi faydalar sunabilirim ?

3.Güçlü özelliklerim neler ?

4. Geliştirmem gereken özellikler neler ?

yukarıdaki soruları çoğaltabilir pek tabii.

Kendinizi Pazarlamayı başardığınızda kendinizi hayal ettiğiniz firmada bulabilirsiniz belki.

Hiç bir zaman pes etmeyin, ve kendizi pazarlamayı öğrenin.

Kiminin iş ayağına gelir :-)

Bağdat caddesinde kafesi olan bir müşterimizin yanına ziyarete gittim geçenlerde. Keyifli geçen görüşmemizde müşterimizin başına gelen olay çok hoşuma gitti ve çok mutlu oldum. Bu mutluluğuma neden olan şeyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Müşterimiz, Unisbul.com üzerinden verdiği ilana başvuruda bulunan onlarca  aday arasından birini iş görüşmesine çağırır.

Adayımız ertesi gün evinden çıkar ve bağdat caddesine gelir. Kime sorsam kime soram diye düşünmüş olacak ki hemen karşısında ki  X pastanesi dikkatini çeker.  Ve pastaneden içeri girip adresi sorar . Pastanecide meraklı olacak ki noldu neden arıyorsun sen burayı der ?

İş arayan adayımız ise “İş görüşmesine gelmiştim” der. Doğru yerdesin der X pastanesindeki yetkili. Bizde eleman arıyoruz, gel burada çalış.

Veeeee iş arayan bu adayımız kendisini çağıran müşterimiz değilde  adres sorduğu X pastanesinde iş’e başlar.

Müşterimiz ise Unisbul.com‘dan başka bir aday çağırır ama bu sefer temkinli davranıp adresi bulamazsan beni çaldır ben ararım seni der. :-)))

İş var ama nitelikli eleman yok

Yaklaşık 4 yıldır üniversite öğrencileri ve mezunlara iş imkanları sunuyorum. İş var ama nitelikli eleman yok deselerdi bundan önce herhalde çoğu insan gibi “hadi l.. ordan derdim. Türkiye’de o kadar işsiz varken sen kalkmış eleman yok diyorsun dalgamı geçiyorsun kardeşim, derdim. Ama şu an’da böyle düşünmüyorum. Bu yazıda böyle düşünmeme sebep yaşadığım olayları paylaşacağım sizinle, belki bana hak verirsiniz.

Aslında bu kendinizi karşınızdakinin yerine koyarak düşünmenizle ilgili. İş arayan olarak kendi pencerenizden bakarak “işsizim işte kimse bana iş vermiyor ” diye düşünürsünüz, firmalar’da nitelikli elemanları bulmak için danışmanlık firmalarına tonlarca para öderler.  Düşünebiliyor musunuz sizin gibi iyi bir elemanı bulmak için işverenler danışmanlık firmalarına tonlarca para ayırıyorlar. Doğru elemanı nitelikli elemanı bulmak için departmanlar oluşturuyorlar. Siz de bir yandan iş yok diye dizinize vurup duruyorsunuz. Çok tezat bir durum değil mi ne dersiniz ?

İyi bir elemanı hiçbir firma kaybetmez. Çünkü iyi bir elemanı kaybettiğinde onun yerine gelecek elemanı bulmak için harcayacağı para ve zaman  işverene pahalıya neden olur.

Danışmanlık yaptığımız bir firma “halkla ilişkiler elemanı ” bulmamız için bizi görevlendirdi.  Neyse ilanımızı çıktık ve başvuruları almaya başladık. Şimdi size bu süreçte geçen trajik olayları anlatarak neden “iş var ama nitelikli eleman yok ” düşüncemi anlatacağım.

Başvurular arasından ilk adayımızı çağırıyorum. Aday görüşmeye zamanında geliyor. Ancak erkek arkadaşıyla  el ele birlikte odaya geçiyorlar. Kendisine görüşmeyi kendisiyle yapacağımızı söylüyoruz ama adayımız yanındaki erkek arkadaşının nişanlısı olduğundan bir problem oluşmayacağını yanında kalmasını istediğini belirtiyor. Görüşmeyi gözleri sürekli nişanlasında olan adayımızla mülakatı kısa sürede bitiriyorum.

İkinci adayımızı çağrıyoruz.  Özgeçmişinde yazdığı kadarıyla iş tecrübeleri pozisyon için yeterli.  Görüşmeye yalnız geliyor bu adayımız . Görüşme odasına alıyoruz ve mülakatımız doğal halinde ilerliyor ve adayımı gönderiyorum. Adayla ilgili görüşlerim olumlu, pozisyon için gayet iyi bir aday. Gerek tecrübeleri , gerekse mülakatta verdiği cevaplar tatmin edici. Akşama doğru adayı arayıp işe alındığını söylemek istiyorum. Arıyorum , arıyorum ama telefona bakmıyor. Aradan biraz zaman geçtikten sonra son kez arıyorum. Bu sefer telefonum meşgule veriliyor. 2 dk sonra ise bir mesaj geliyor telefonuma. İşinizle ailevi nedenlerden dolayı kabul etmiyorum, lütfen beni rahatsız etmeyin….

Başka bir adayımızı çağrıyoruz bu sefer. Hatta bu aday kendisini mülakata davet ettirmek için epey aradı bize. Bu işe çok ihtiyacı olduğunu, eğer görüşmeye davet edilirse kendisinin bu pozisyon için ne kadar iyi olduğunu bizimde görebileceğimizi söyledi. İyi dedim yarın sabah 10 ‘da gelin görüşelim. Ertesi gün saat 10.10 , telefonla arıyorum adayı. Acaba yolumu bulamadı diye. Telefonda uykulu bir ses tonu, “haa,aaa şey alarmım çalmamış  . . . . . ”

Yukarıdaki örnekleri hiç bir yorum katmadan, ne yaşadıysam onları kendi doğallığında sizinle paylaştım. Çünkü yorumu size bırakmak istedim. Hal böyleyken “iş var nitelikli eleman yok ” düşüncemi sürdürüyorum.

Oyun ablası mı arıyor sunuz ?

Çocuk sahibi olmak muhteşem bir duygu, insanı bambaşka biri yapıyor bence.  Ablam’ın yakın zamanda nur topu gibi kara kuru bir çocuğu oldu 🙂

Bende dayı oldum tabi, ne kadar güzel ne kadar tatlı bir sorumluluğu olan birşey. Ben size ablam’da yaşanan muhteş duyarlılığı paylaşmak istiyorum. Ablam eğlenmeyi çok seven, sürekli gezen gününü dolu dolu geçiren biri. Kısaca lale döneminden kalma lüks sefa eğlence içinde yaşamaktaydı kendisi 🙂 Taaaa ki ege çağlar olana kadar.

İyi ki de zamanında bol bol gezmiş, çünkü ege çağlar ona hiç fırsat vermiyor. Sürekli onunla vakit geçiriyor, evde onunla oynuyor. Ablam’da sorumluluk hat saftada, sürekli asayiş berkemal .-)

Neyse geçenlerde ablam ege için ingilizce öğreniminden bahsetti. Ablam dil öğrenmeyi çok seven , keman, piyano çalmak isteyen bu tarz şeylere çok ilgili alakalı biri. Lakin sadece alakalı , hep yapmak ister ama zamanında şartlardan dolayı bir türlü bu hayallerini gerçekleştiremeyen yüzlerce anne gibi.

Ama bu birikim ablam’da o kadar hat safhaya ulaşmış kı artık yapamadıklarının hepsini ege çağlar’ın yapmasını istiyor. Aslında çevrem’de şu anda çok iyi durumda olan yüzlerce annenin en doğal isteği çocuklarının hiç birşeyden mahrum bırakmamak.

Ege çağlar için benden ingilizce bilen üniversiteli oyun ablası istedi geçenlerde.  Taktire şayan sın abla dedim, ama daha çook erken.  2 yaşında olduğu zaman söz ben ege çağlar için en iyi üniversiteli oyun ablasını bulurum.

Ablam’ın benden böyle bir talepte bulunmasının nedeni Etutsorumlusu.com da yaklaşık 3 yıldır annelerin çocuklarına oyun ablası temin ediyor olmam yatıyor . 3 yıldır annelerdeki bu hassasiyeti o kadar derinden hissettim ki   çocukları için geleceğimiz için en iyi üniversitelileri buldum onlara.

Şimdi de sıra en değerli yiğenimde. Evettt ege çağlar 2 yaşına geldiğinde sanada en iyi oyun ablasını bulacağım merak etme .Çünkü senin zamanında herkes artık ingilizce biliyor olacak seninde geleceğin için en iyisini ben üstleneceğim.

 Tüm Annelere sevgilerle 🙂

 

 

ETID ile e-ticaret semineri

Dünyada ve ülkemizde hızla gelişen e-ticarete ilgi gittikçe büyüyor.

Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği’nin düzenlediği ve PayPal sponsorluğunda “E –Ticaret ve E-ticaret Girişimciliğinde Başarının Sırları “ konulu seminer Emirgan’daki The Seed’de gerçekleşti . Ve internet sektörünün öncüsü birçok firma ordaydı. Unisbul.com olarak bizde ordaydık ve e-ticaretin nabzını bizde dinledik.

Ziyaretçilerin rahatı için herşey düşünülmüştü. Sabah kahvaltılık, öğlen birbirinden enfes yemekler tatlılar , seminer aralarında içecekler kuru pastalar.

Bu yemek faslını fazla uzatmadan , seminerin konusa dönelim. Türkiye’de internetle alışveriş oranı hala çok düşük, sektör bu yönlü çok açık. Birçok girişimci e-ticarete giriyor, çoğu firma e-ticarete yöneliyor. Dükkanı kapatıp e-ticarete yönelen esnaflar bile var.

Group buy siteleri ;  ardı ardına yenileri açılıyor . Ancak fazla kalmaz en geç 1 yıl içinde ayakta sağlam olanlar kalacak. Doyum noktasına ulaşak group siteleri.

Her önüne gelenin e-ticaret e yöneldiği bu zamanlarda, mutlaka iyi bildiğiniz bir alanda bu işe girmelisiniz. Ve hukuki olarak tüm süreci detaylı araştırdıktan sonra kaliteli ve güven dolu bir çalışmayla e-ticarette yerinizi almaya bakın.

Stajyer + Yeni Mezun ?

Okulunuzu bitirdiğinizde dımdızlak – şaşkın gözlerle firma arama telaşına düşmek istemiyorsanız mutlaka staj yapın.

Stajlar mezun olduğunuzda hangi pozisyonun sizin için daha uygun olduğunuzu anlamanıza yaran en büyük tecrübe.

Hem pozisyonuzu keşfedecek hem de edindiğiniz tecrübelerle birçok kişiye fark atacaksınız.